Featured Post

Showing posts with label çocuk kitabı. Show all posts
Showing posts with label çocuk kitabı. Show all posts

22 August 2014

Çocuklar İçin Aktivite Önerileri...

Defne'nin, yazın keyif alarak yaptığı bazı aktiviteleri, ilgisini çeken bazı kitapları bu yazıda toparlamak istedim. Bu yazı, özellikle 6-10 yaş aralığında çocuğunuz varsa, ilginizi çekebilir...

1-Çocuklar İçin Çizim Teknikleri
Resim yapma konusunda çok yeteneksizim. Ancak bu kitap sayesinde, en yeteneksiz olanlar bile rahatlıkla ve keyifle resim yapabilir:) Çok basit bir dille ve teknikle resim yapmayı öğretiyor. Defne, figürleri severek çiziyor.

2-Ünlü Ressamlardan Sanat Dersleri
Picasso, Van Gogh, Degas, Matisse, Monet, Leonardo'nun resimli hikayelerinde, hem çaktırmadan ünlü ressamlar hakkında bilgi veriliyor hem de çocukta resim yapma isteği uyandırılıyor. Defne, Van Gogh'tan esinlenerek birkaç portre, Degas'tan esinlenerek bir heykel yaptı. Tabi kendi sanatçı özgünlüğünü kullanarak...;)
Model kim dersiniz?


Soldaki ben!, Sağdaki teyzesi
Ad: Angelina, Soyad: Lima, Yaş: 18, Doğum: 1996 1 Şubat
Cins: Kız, Anne: Andrea Baba: Messi (Dünya kupasının etkisi;)
3-Mitoloji İle Eğlenmek
Yazın, Arkeoloji Müzesi'ne gitmenizi hararetle tavsiye ederim. Sıcaklarda, Arkeoloji Müzesi hararetinizi alır. Sakin ortamda müzeyi gezdikten sonra, müzenin Gülhane Parkı'na bakan nefis bahçesinde, ağaçlar altında biraz soluklanmak gibisi var mı?
Müze içinde çocuklarla ciddi ciddi gezmek zor, o yüzden müzeyi gezerken biz de çocuklarla "en çok etkilendiğin heykel hangisi? oyununu oynadık. Birinciliği "Okyanus Tanrısı" aldı görkemli duruşuyla... Kafada birşeyler kalmış olmalı ki, sonrasında aldığım mitoloji kitabına oldukça ilgi gösterdi Defne. Çocuklar, mitolojik hikayeleri masal tadında okuyabilir gibi geldi bana...

Gülhane kapısından Arkeoloji Müzesine mesafe çok kısa ama çocuklar için bu servis keyifli oldu:)
Şu müzenin heybetine bakınız!
Saygılar Oceanus!
Ulu ağaçlar, size de saygılar!

4-Ev işleri: Ev işlerinden daha gerçekçi aktivite olamaz. Hayattaki etkisini hemen görürsünüz:) Bu yaşlarda da herşeyi yapabiliyorlar zaten. Yaptıkça da, daha fazlasını yapmaya hevesleniyorlar, benden söylemesi...

5-Kum'da Hikaye: Bu sene, Jung'un kum terapisi eğitimini almıştım. Eğitimde; anlatmak istediğimiz hikayeyi, çeşitli karakterlerle kumda canlandırıyor ve sonrasında bu hikayeyi analiz ediyorduk. Eğitimi sevince, Defne'nin de evdeki legolarla bu çalışmayı oyun gibi oynayabileceğini düşündüm. Yanılmamışım. Kumda evcilik! Güzel hikayeler çıkıyor ortaya. Arkadaşlarıyla da keyifle oynuyor.



6-Okuduğu kitaplar: Yazın, Defne'nin kitap okumaya çok çok hevesli olduğunu söyleyemeyeceğim üzülerek ve bu durumu kabul ederek...Heidi, Pıtırcık, Alev Saçlı Çocuk, Oğlanlar ve Kızlar,  İyi ve Kötü gibi kitapları okudu. Ara ara İngilizce kitaplar karıştırdı. Vader's Little Princess en kıymetlimisss!


7-Birlikte okuduğumuz kitaplar: Şimdiki Çocuklar Harika (Aziz Nesin'in zamanında kahkahalarla okuduğum kitabı...Bugünlerde kitabı okurken, Defne'nin kahkahalarını duymak da bana çok keyif veriyor.)
Ondan önce de Fedor Amca. (Cem Yayınları'ndan çıkan eski baskısı ve çizimleri nefis ancak sanırım artık Cem Yayınevi'nden çıkmıyor. ). Ben bu kitabı çocukken değil, gençken okumuş ve çok eğlenmiştim. Defne de koptu zaman zaman kitabı okurken...

Bu ülkeden Aziz Nesin gibi yazarlar çıkabilmiş ya, buna da şükür!
Bu baskısını bulamazsanız da, dert etmeyin, alın kitabı, pişman olmazsınız...
8-Kendi uydurduğu hikayelerden biri: Küba Tatili
Çocukların sıkılmasını çok sağlıklı buluyorum. Sıkıldıkları zaman,  çocukların Tv ve I-pad taleplerine sıkı durmayı başarırsanız, ortaya çok güzel şeyler çıkarabiliyorlar...




Toparlama yazı yazmak zormuş! Biraz dallanıp budaklandı sanki yazı ama idare edin artık:) Kısa kısa, daha sık yazsam daha iyi gelecek bünyeye...Hadi görüşmek üzere, esen kalın...

10 December 2012

AÇEV ile "okuma günleri"

ikinci yazıyı ancak şimdi yazabiliyorum:)
*
AÇEV'in çocuklara yönelik düzenlediği "kitap okuma projesi"nden bahsetmek istiyorum. yıllardır gönüllülük üzerine arkadaşlarımla konuşuruz. ama hep birşeyler çıkar, ya düşündüğümüz şey bizim zamanımıza uymaz ya da istediğimiz şeyi bulamazdık. harekete geçmeye yeterince gönüllü değildik belli de...
doğru zaman bu zamanmış..."okuma günleri" adlı bu projede 6 hafta boyunca hafta sonları (uygunsanız hafta içleri) çocuklara kitap okuyorsunuz. (kitapları AÇEV seçiyor.) amaç çocukların kitap okuma alışkanlıklarını geliştirmek. araştırmalara göre yüksek sosyo-ekonomik seviyede yetişen çocuklar, 4 yaşına geldiklerinde 45 milyon kelime duyuyorken, düşük sosyo-ekonomik seviyede yetişen çocuklar sadece 13 milyon kelime duyuyormuş.
*
defne'ye her akşam kitap okuduğum için, bu işi kolaylıkla yapabilirim diye düşünmüştüm. gel gör ki, ilk hafta çocuklara kitap okumaya başladığım zaman, işin o kadar da kolay olmadığını anladım:) çocuğuna kitap okumakla 15-20 çocuğa sınıfta kitap okumak bir değilmiş! ilk hafta kitabı güzel okudum, kitabı okurken çocuklara da kitapla ilgili sorular sordum, katılım gösterip cevap verdikleri için de çok sevindim. amma velakin, kitap bittiğinde daha 1 saatlik zamanın dolmasına çok vakit vardı. hadi 2. kitabı da okuyayım dedim ve fakat çocukların ilgisi çoktan dağılmıştı. defne ile aynı yaşta oldukları için, defne'nin oynadığı oyunlardan bazılarını oynattım çocuklara, söylediği bazı tekerlemeleri çocuklarla birlikte söyledik. çocukların ilgisini çekmek için animasyon yönümü de kuvvetli tutmak gerektiğini farkettim.
*
tabi ilk haftaki hafif şaşkınlığımdan sonra, diğer haftalara defne'nin danışmanlığında hazırlıklı gittim. çocuklara okuyacağım her kitabı öncesinde defne'ye okudum. onun da fikrini alarak, çocuklara okuma sonrası o kitapla ilgili aktiviteler yaptırdım. mesela çocuklara "uçan balık" diye bir kitap okuyacaktım. (çizgileri güzel, keyifli bir kitap ancak içerikte takıldığım noktalar olduğunu söylemeliyim, mesela uçan balığın dedesi ölüyor ve kitapta bu durum uzun süreli uyuma olarak tanımlanıyor. içime sinmedi o şekilde okumak, daha önceden bu tür açıklamaların çocukları uyumaktan korkutabileceğini duymuştum. o tür yerleri biraz revize ederek okudum.)
neyse, aktivite olarak da, çocuklara hamurdan balık yaptırayım dedim. defne hemen bir kavanoz çizip "dur bir dakika, örnek yapmamı ister misin?" dedi ve hemen hamurdan güzel bir balık yaptı. çok sevindim tabi. hemen her hafta, defne yapacağımız aktiviteyle ilgili evde örnek çalışma yaptı. bazı çalışmalar, evde yapılan denemelerden sonra elendi:)
sınıfta çocukların yaptığı çeşit çeşit balıklar:)
*
çocuklara söz verdiğim üzere, dünkü son çalışmamıza defne'yi de götürdüm. defne geceden heyecanlanmaya başladı. sabah "utanıyorum, korkuyorum" gibi şeyler söyledi. itiraf etmeliyim ki, ben de heyecanlıydım. sabah arabayla diğer arkadaşı aldıktan sonra, defne biraz açılmaya başladı. ama okula geldiğimizde sınıfa giremedi. "kızım ben varım, ben okuyacağım kitabı" desem de içeri sokamadım, iyi mi? çocuklara dedim, "defne içeri girmiyor, siz davet ederseniz belki gelir?" çocuklar elinden tutarak, defne'yi sınıfa getirdi. neyse utangaçlık sınıfa girene kadar sürdü. sonra defne de diğer çocuklarla kitap okuma ve tartışma kısmına katıldı. hatta kitabın başlığını o okudu. kitap okuma sonrası, son günümüz olduğu için biraz parti yaptık, dansettik, birlikte fotoğraf çektik.
*
okul sonrası defne'nin izlenimlerini çok merak ediyordum. çok eğlendiğini söyledi. en çok hoşuma giden yorumu, "değer biliyorlar" demesi oldu. çocuk her yerde çocuk tabi ama çocuklardaki mütevazilik ve olgunluğu defne'nin görmesi hoşuma gitti.
*
bu projede her cumartesi sabah kalkıp, arabayla 2 okutman arkadaşı(öyle diyelim:) alarak belirlenen okula gittik. giderken de hep aramızda, çocuklar için neler yapabiliriz diye konuştuk. birbirimize fikirler verdik. birbirini hiç tanımayan insanlar arasında çocuklar sayesinde çok yakın bir diyalog gelişti. çocuklara 6 haftada okuma alışkanlığı kazandırabildik mi emin değilim ama ben onlardan çok şey öğrendim. çocukların yüzünde merak ifadesini görmek, onları gülümsetebilmek, en sessizinin bile her buluşmamızda biraz daha katılımcı olmaya çalışmasını farketmek beni çok mutlu etti.
*
bu yazıyı yazarken diğer yazılara nazaran biraz zorlandım. çünkü aslında çok büyük bir şey yapmadım. sadece çocuklara kitap okudum. üstelik bu tek tarafın verdiği birşey de değildi. biz çocuklarla hediyeleştik. onların enerjisi bana enerji verdi.
ama yazmak da istedim öte yandan. çünkü ben bu projeden 2 arkadaşıma bahsetmiştim. onlardan biri daha başladı okuma projesine ve o da çok iyi hissediyor kendini. o paylaşım bambaşka birşey. diğer arkadaşım ise, yeni işe başladığı için projeye katılamadı ancak o da sosyal sorumlulukla ilgili bir işe girdi.
facebook'ta, twitter'da birçok şeyden haberdar oluyoruz belki ama, haberdar olmanın ötesinde eyleme geçebilmek istedim. seyirci olmanın bir tık ötesine geçmek bana iyi geldi. o yüzden paylaşmak istedim sizinle. bu projeye katılmak isteyen olursa bana visnefus@gmail.com adresinden yazabilir, ilgililerle temas kurmada yardımcı olabilirim.
not: beni bu güzel projeyle tanıştıran canım arkadaşım banu'ya binlerce teşekkür...:)
*
son olarak, sizi bülent ortaçgil'in şarkısıyla başbaşa bırakıyorum. hani karar vermem gereken bir konu vardı ya, kararımı verdim:)


iyi geceler...


20 February 2012

bir pazar gecesi aklıma gelenler...

Bu, "her gün sevdiğim müzikleri yazacağım" projesi biraz sekteye uğradı. Gene de vazgeçmiş değilim...
Sabah Defne'nin çok sevdiği CD'li müzik kitaplarından (Bay Majör'le Klasik Müzik Masalları) Bach müzik CD'sini dinledik. Bach'ın "Air" parçasını çok severim. Özellikle ilk gençlik yıllarımda, kendimi hafif melankolik hissettiğim zamanlarda, bu parçayı dinlemek bana çok iyi gelirdi. Bugünün müziği Bach'dan olsun o zaman:)
*
Bugün; son dönemde gittiğim 2 tiyatro oyunu (Supernova, 10 Adımda Unutmak) ve bir filmden (The Artist) bahsedecektim ancak şu an başka bir konu aklımı çeliyor...Oyunları ve filmi bir sonraki yazıda yazarım.
*
Doğumgünümün olduğu bir haftaya girmek üzereyiz. Doğumgünlerimde eski heyecanım yok ama gene de o gün kendimi hoş tutmaya çalışıyorum. O gün benim kendimle biraz başbaşa kaldığım, hayattaki gidişatımla ilgili kendimi gözden geçirdiğim bir gün oluyor genelde. O gün mümkünse, işten izin almaya çalışıyorum.
Yıllar geçtikçe görüyorum ki, ruh fıstık gibi duruyor yerli yerinde. Ruh yaşlanmıyor, bedeni idare ediyor sadece. Diğer taraftan, yaşlanmak da kaçınılmaz, keyifli yaşlanmaya çalışmak lazım en iyisi, herşeye rağmen...
Keyifli yaşlanmak da sadece kendinle olmuyor, sevdiklerinle beraber mümkün, yani ben böyle düşünüyorum.
Sevdiklerinin varlığı yetiyor aslında ama şu düzenin yarattığı hediyeleşme çılgınlığından hala tam olarak kurtulabilmiş değiliz. Evet bazı alınan hediyeler çok özel ancak şimdiye kadar aldığım hediyelerden en çok hangileri aklımda kaldı diye düşündüğümde; en çok el emeği, göz nuru olan hediyeler aklımda kalanlar...Diğer şeyler çok çabuk unutulup gidiyor. Belki herkes için ince şeyler düşünüp bulamayız ama yakınlarımız için biraz kafa yorabiliriz gibi geliyor bana.
Mesela ilk etapta aklıma gelen 3 müthiş hediye;  geçen sene Şebo ile Fırat'ın birlikte senaryosunu yazıp, "beni" oynadıkları harika video çalışması, Banu'nun ilmek ilmek ördüğü, kış akşamlarımın vazgeçilmez sıcacık battaniyesi, Yasmin'in sırf beni yazı yazmaya teşvik etmek için bana açtığı bu şahane blog...Bu hediyelerin değeri paha biçilemez.
Öte yandan Facebook'ta herkes birbirinin doğumgününü kutluyor ben de dahil olmak üzere. Tamam hatırlanmak güzel ama birbirinin aynı mesajlar ortamda uçuşup durunca çok da anlamlı olmuyor sanki?
Gönlüm bir taraftan diyor ki, bu doğumgününde Facebook statümde bir değişiklik yapayım ve şunu yazayım:
"Arkadaşlar doğumgünümde; benimle çok sevdiğiniz bir filmi veya kitabı/müziği/sanatçıyı/ resmi/fotoğrafı/sözü...paylaşmak ister misiniz? Paylaşırsanız beni çok mutlu edersiniz:)"
İnanın bu bana çok güzel bir doğumgünü hediyesi olur. Arkadaşımın gerçekten sevdiği birşeyi, benimle paylaşması çok güzel bir şey!
Tabi bunu yapar mıyım bilmiyorum, sonuçta böyle bir mesaj başka birinden bana gelse, hemen memnuniyetle paylaşır mıyım, emrivaki gelir mi bilemiyorum. Ama emrivaki gelen de paylaşmasın zaten, içinden gelen, o anda paylaşmak istediğini, çok da abartmadan hemen yazıversin işte...
Tabi Facebook arkadaşlığını da çok abartmamak gerek. Neyse Facebook'tan vazgeçtim, aslanlar gibi blogum var, buradan benimle paylaşsanız, bana yeter de artar:)

Bach'ın Air parçasıyla aranızdan ayrılıyorum. Ben gözlerimi kapayarak dinlerdim bu müziği, size de öneririm:)



Görüşmek üzere...

03 January 2012

filler ve düşündürdükleri...

Defne, bugün çerçevesi fillerle süslenmiş, içi boş bir sayfa getirdi eve. Fillerle ilgili bilgileri toparlayıp ailelerine yazdırmalarını istemiş öğretmenleri. Aklımızda fillerle ilgili net bir bilgi olmadığı için maalesef; internete, evdeki çocuk dergilerine, ansiklopedilere baktık. Defne'nin aklında kalabilecek bilgileri Defne'ye anlattık. Babasıyla anlatırken, Defne'nin asıl derdinin o sayfanın dolması olduğunu farkettik. Sabırsız sabırsız, "tamam hadi yazın yazın" diyor, bizi doğru dürüst dinlemiyordu bile. Yani önemli olan; fillerle ilgili Defne'nin birşeyler öğrenmesi değil, Defne'nin öğretmenine ev ödevini yapmış olduğunu göstermesiydi. "Nasıl olsa ben okuyamıyorum ki, öğretmen okuyacak" diyordu. "Ama öğretmenin senin fillerle ilgili birşeyler anlatmanı bekleyecek" dediğimizde omuz silkti.

Canım sıkıldı. Çünkü benim bütün öğrencilik hayatım bu şekilde geçmişti. Hiçbirşeyi öğrenmek için değil, başkalarının gönlü olsun diye, ezbere öğreniyordum. Genelde de iyi notlar alıyordum. Gel gör ki, ne zaman hayata karıştık, okulda öğrendiğim (ezberlediğim) hiçbir bilgiyi, pratik hayata geçiremediğimi, deyim yerindeyse çuvalladığımı gördüm. Çünkü gerçekte bilmiyordum, içselleştirememiştim ki ezberlediklerimi. Ezberle belki iyi üniversiteler kazanılabilir ama hayat ezberle geçmiyor. Hayat ancak ezberleri bozduğunda yaşanabiliyor.

İstiyorum ki, kızım bu tuzağa düşmesin. Eğer bir konu ilgisini çekmiyorsa, tamam ilgilenmesin o konuyla, başkaları onu ödevini iyi yaptığında takdir ediyorsa, onları memnun etmek için herşeyi yapmaya çalışmasın. İyi öğrenci olmasın. Gerçekten yapmaktan sevdiği şeyler üzerinde vakit harcasın.

Tabi çocuğa neyi nasıl verdiğin de önemli. Çocukların ilgisini çekmenin binbir yolu var. O sayfaya önce birçok bilgi yazmıştık Mit'le, milli eğitimin yetiştirdiği 2 iyi öğrenci olarak. Sonra Defne'deki durumu farkedince, bıraktık kağıdı. ABC yayınlarının Renkli Bilgiler Kitaplığı'ndan, fil fotoğraflarına bakarak, hikaye anlatır gibi aramızda konuştuk. Sonra bu faslı uzatmadık, Defne minik ansiklopediyi çantasına koydu. Başka şeylerle ilgilendik.

Yatmadan önce, "Fillerle ilgili en çok ne kaldı aklınızda?" diye sordum Mit'le Defne'ye.
Mit, fillerin 600 gün hamile kaldıklarını,
Defne, fillerin hortumlarıyla düşmanlarını kovalayabildiklerini söyledi.
Ben de fillerin hortumlarıyla yavrularını taşıyabildiklerini söyledim.
Mit, internetten okuduğu bilgiyi, Defne ile ben de resimli ansiklopediden öğrendiğimiz bilgiyi söylemiştik. Aslında, çocuk büyük farketmiyor, beyne çok bilgi yüklemesi yapmak istediğimizde, kafamız almak istemiyor, alırsak da ezbere alıyoruz. Bir konu; ancak çok ilgimizi çekmişse, bir hikayesi, görselliği veya yaşanmışlığı varsa, gerçekten onları beyne kaydediyoruz diye düşünüyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Not: Foto; abc yayınlarının Renkli Bilgiler Kitaplığı'ndan (Hayvan Dostlarımız) çekilmiştir.

28 January 2010

karlı günler-1 film ve 5 kitap



Ben kışa kış demem lapa lapa kar yağmayınca...Oh nihayet yağdı, tabi ben bu yazıyı yazana kadar karlar erimeye başladı bile ama bugün yazdım yazdım, yoksa bu yazı gündemden düşecek...

Geçen kış Defne'ye karla ilgili birçok kitap okudum. Bütün kış bekledik, bir damla kar yağmadı. O yüzden bu sene çok mutluyuz. 2-3 gündür tadını çıkarıyoruz karın. Bol bol kartopu oynadık, kardamadam yaptık, karda gırç gırç yürüdük, çocuklar gibi şendik:)


Karın yağdığı ilk gün, Defne ile ilk sinemamıza gittik:) Prenses ve Kurbağa adlı çizgi filme... Defne çizgi filmleri çok seviyor ancak sinema başka birşey. Açıkçası Mithat da ben de heyecanlıydık... sinema ortamını, filmi sevecek mi? karanlıktan korkacak mı? yüksek sesten rahatsız olacak mı? filmin ortasında 'sıkıldım gidelim' diyecek mi...
Sinema ortamını sevsin diye, film öncesi sevdiği bir çikolata aldık kendisine, bir de su. Sanki yıllardır sinemaya gelirmiş gibi vakur bir eda ile yedi çikolatasını salonda. Sonrasında da suyunu içti kontes. Salonda kendisi gibi çocukları görünce biraz da rahatladı sanki?
Yaşasıııın, film güzel çıktı, filmin bazı korkutucu sahneleri vardı ama o sıralarda kucağımıza geldi. Haklı olarak yüksek sesten zaman zaman rahatsız oldu (Çocuk filmlerinde ses biraz daha kısılamaz mı?) Filmin bazı sahnelerinde bize sorular sordu, tabi normal ses tonuyla:) Sessizce cevap verdiğimizi görünce hemen adapte oldu duruma, o da kısık sesle sormaya başladı:) Sinema koltuklarında çocuklar için özel yükseltici bir aparat varmış, biz 2. yarıda duruma aydık. Yaklaşık 1.5 saat süren filmi sıkılmadan seyretti:) Gerçekten keyifli bir filmdi. Kurbağayı öpen prensesin, kurbağayı prense çevirme hikayesi burada tam tersi şekilde işlenmiş ve ortaya eğlenceli bir film çıkmış. Prenses her zamanki sarışın prenseslerden değil, hafif siyahi, Obama etkisi diyorlarmış buna, bana biraz geyik geldi sebebi ama farklı bir prenses karakteri renk getirmiş çizgi dünyaya...Filmin müzikleri de güzeldi, New Orleans'dan jazz ezgileri...

İlk sinema tecrübemizin olumlu geçmesi beni çok mutlu etti tabi ki...Defne şimdi her filme ben de geleceğim diyor:)

Karlı günlerde başka filmlere de gittik ancak filmden çok Defne'nin kış kitaplarından bahsetmek istiyorum. Yasmin, geçen sene Cem'in kış kitaplarını yazdığında çok hoşuma gitmişti, ben de niyetlenmiştim Defne'nin kış kitaplarını yazmaya, kısmet bugüneymiş. Ortak kitaplarımız var ama bizimkiler biraz daha kızsal kitaplar:)

İşte Defne'nin en sevdiği 5 kış kitabı:
Süslü Püslü Prenses: Enfes bir karlı kış hikayesi, çocuğa çocuk gözüyle baktığı ve ders verme havasından uzak durduğu için çok severek almıştım bu kitabı, Defne'nin en kıymetli kitaplarındandır...




Prenses Gelincik-Kartanesi: İş Bankası yayınlarının Prenses Gelincik serisinin sıkı takipçisiyiz. Yaş grubu olarak 7-10 yaş belirtiliyor kitapta ama zaten okumuyorum kitabı, anlatıyorum. Defne'nin yaş grubunun ilgisini de çekecek bir kış macerası...Üstelik kızların ilgisini çekecek hafif pırıltılar da var kitapta:)


Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor: Defne'ye bir kitap almadan önce, kitabı önce benim sevmem gerek. Sevmediğim kitabı Defne'ye de severek anlatamıyorum. Bu kitapta beni ilk çeken, kitabın yazarının kitabı oğluna, (küçükken giydirilmesi pek de kolay olmayan oğluna) ithaf etmesiydi. Ben de Defne'yi bir sıra ahtapota benzetiyordum hareketli olması sebebiyle...


Karlı Bir Gün:Tübitak'ın Erken Çocukluk Kitapları gerçekten çok iyi. Kar nasıl oluşur, nasıl yağar...gibi konuları Defne'ye daha basit anlatamazdım bu kitap olmasa. O kadar benimsemiş ki kitabı, kardamadamı(kardamadam diyor yanlış yazmıyorum) havuçsuz yaptık diye çok üzüldü, gittik bakkaldan 1 havuç istedik.



Karda Ayak İzleri: Bu kitabı Yasmin'in tavsiyesi üzerine almıştım. Hikayelerin kötü adamı olan kurtları farklı yönleriyle anlatan esprili bir kitap. Keyifle okuyorum:)






Size de bol karlı keyifli günler...