Geçen hafta gündemimde olan birkaç konuyu derleme bir yazıyla toparlamak istedim. Önümüzdeki haftaya yeni yazılar...Güzel bir hafta olsun hepimiz için...
1-Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...
Blogu okuyanlar hatırlar belki, geçen yaz bu sıralar düşüp dizimi incitmiştim. Bir senedir dizim tam olarak iyileşemedi. Bu süreçte dört farklı doktora gittim. Her biri farklı uygulamalar yaptı, farklı ilaçlar verdi. Baktım doktorların elinde maymuna dönüyorum, aylar öncesinden randevu alınıp gidilebilen bir doktor vardı, onda da bir şansımı deneyeyim, dedim. Doktor, mevcut MR'ıma bakıp, belli bir duruşta röntgenimi çektirdi. Kısa bir muayene sonrasında da halimi anladı. Ben de adama inandım. Sabah-akşam 50'şer kere yapacağım sıkı bir egzersiz uygulaması+ilaç+buz takviyesi verdi. "İki ay sonra gel, iyi bakmazsan dizine, %10-20 ameliyat olma olasılığın bile var" dedi. Tabi ben acayip tırsıp, tüm hareketleri muntazaman yapmaya başladım. Hatta 50 kereyi atlamayayım diye, yaptığım egzersiz sayısını ilk zamanlar abaküsle bile saydım:) Sonra baktım parmakla da sayıyorum, tamam dedim:).
Düşmeyeydim iyiydi ama öyle çok şey oluyor ki hayatımızda, öyle olmasaydı, böyle olmasaydı demenin bir faydası yok... Bana da bu çıktı piyangodan işte. Elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Yazarken dizimde buz var mesela şu an! Ameliyatsız yırtacağım inşallah bu durumdan...
*
2-Robin Williams ve Süleyman Seba'nın Ardından...
Geçen hafta, Robin Williams ve Süleyman Seba uçup gittiler bu dünyadan. O kadar çok şey yazıldı ki haklarında, ben burada ne söylesem muhtemelen önceden söylenmiş olacak. Okuduklarımdan, bu konuyla ilgili en harbi yazıyı Mehmet Tez'in yazdığını söyleyebilirim. Ama kişisel olarak bende kalanları da, iki satır yazayım:
Robin Williams, en çok "Good Morning Vietnam" ve "Ölü Ozanlar Derneği" filmleri ile kafama kazınmıştır. "Carpe Diem" onun sayesinde lugatımıza girmiştir. Filmlerini sevdiğim için, kendisi tanımasam da, severdim uzaktan. Belli ki ruhu gitmek istemiş bu diyarlardan, umarım gittiği yerde keyfi yerindedir. Bu arada, bunca yazılanlar arasında en trajikomik bulduğum, yurdum insanının Robin Williams ile ilgili haber alıntılarının altına "RIP" yazmasıydı. "Rest in peace"'in kısaltmasıymış. Tey tey tey...
Neyse, gidenlerin yolu açık olsun. Solucan yemi olmadan önce de, bu parça bizlere gelsin...
3-Sabah Saatleri...
"İnsanın en savunmasız olduğu anlar, sabah saatleri, ilk uyandığı dakikalar olurmuş." Bu yazıyı okuduğumda, yalnız değilmişim diye sevindim. Zira, benim en depresif olduğum zaman, sabah zamanıdır. Daha önce de yazmışımdır. "Yaşasın yeni bir güne uyandım, hayat ne güzel!" coşkusuyla zırt diye kalkamam sabahları...Vardır kafamda bazı düşünceler, endişeler, üzüntüler, süzüntüler...Ama kıçımı kaldırıp güne başladım mı, kalkar üstümden kara bulutlar...Günlüğe yazılan birkaç satır, biraz tibet hareketi, müzik, Defne'nin sesi, pencereden gördüğüm güne çoktan başlamış insanlar...Çiçekleri de sulamaya başladım mı, tamam hop hop hop, değiş tonton yaptırır bana gün...Düşünceler eyleme dönünce, hayata da dönüyorum sanırım...Gene de güne daha neşeli uyanmak hoş olabilirdi...Sabah insanı değilsin Füs, kabul et. Bir de geç yatmaaa!
Siz nasıl uyanırsınız güne?
*
4-17 Ağustos 2014-Marmara Depremi'nin 15. yılı.
İstoş her geçen yıl, kentsel dönüşüm projesiyle beton beton doluyor. Kendi felaketine hazırlanan şehir mi demeliyiz İstoş'a? İstoş'un kabahati ne ki?
Bugün okuduğum bir yazıdan:
“Halkımız da kendi felaketiyle ilgilenmiyor”
Bu durumda yapılması gereken en önemli şey; İstanbul’da inşaatı durdurmaktı. Bu yapılmadı. Bugün İstanbul’da bir deprem olsa kimse kıpırdayamaz trafikten. Depremden sonra tüm hükümetler cinayet işlemiştir. İstanbul’daki halkı ölüme veya sürülmeye, Türkiye’yi de iflasa mahkum etmişlerdir. Halkımız kendi felaketiyle ilgilenmiyor, kendi seçtiği adamlarda bu felaketlerle uğraşabilecek kapasite aramıyor.
(Prof. Dr. Celal Şengör - İstanbul Teknik Üniversitesi Yer Bilimleri Enstitüsü)
Ay bunu yazdıktan sonra içim şişti. Sevimli bir konu değil ama İstoş'u bırakıp gitmediğimize göre, bu gerçeğe uygun, kendimizce birşeyler yapmalıyız diye düşünerek, Akut'un sitesine girdim biraz önce. Bunu 15 sene sonra yapmam da ayrı bir meziyet ama olsun. Bir form doldurarak, Akut Kent Gönüllüsü oldum. Bir saatlik eğitimi aldıktan sonra eğitim projelerine katılabilecek duruma geliyormuşuz. Ama gördüğüm kadarıyla pek aktif proje yok. Belki biraz daha araştırmak, Akut'un başka projelerine başvurmak lazım. En azından ilkyardımı adamakıllı öğrenmek lazım. Neyse, kendi kendimi dürttüğüm iyi oldu. Bu huzursuzlukla biraz daha araştırma yapıp, harekete geçerim. Umarım o günleri görmeyiz ama hazırlıklı olmakta fayda var depreme, olabildiğimiz kadar...Evde tatbikat da yapardık bir sıra, onu da ara ara yapmak lazım...
Siz neler yapıyorsunuz depremle ilgili? Eminim bu konuda benden daha aktif olan birileri vardır. Görüşlerinize açığım:)
*
5-İştah açan bir kitap: "İstanbul 100 Lokanta!"
Yazıyı güzel kapatalım:). Bugün kayınpederlerde, Vedat Milör'ün "İstanbul 100 Lokanta" kitabını gördüm ve kitabı iştahla karıştırdım. Karıştırdıkça da iştahım kabardı. Esnaf lokantalarından meyhanelere, balıkçılara kadar çok keyifli lokantalar var içinde. Sevdiğim bazı lokantaları kitapta da görünce, Vedat Milör'le damak tadımızın uyabileceğini düşündüm. (Hadi iyisin Vedat;). Keşfedilecek bir Fatih semti var benim için ufukta...Damağınıza düşkünseniz, kitabı çok tavsiye ederim. (İstanbul hayatıma başladığım ilk yıllarda; Artun Ünsal'ın "Benim Lokantalarım" kitabını kendime rehber edinmiştim. Biraz da Vedat Milör'ü takip edelim. Sonra da kendi kitabımızı yazarız belki, keşif iyidir!)
Featured Post
Showing posts with label yeme-içme mekanı. Show all posts
Showing posts with label yeme-içme mekanı. Show all posts
18 August 2014
11 December 2013
İstanbul'da yapılacak ilk 50 şey...
Birkaç hafta önce, annem gazetede sevdiği bir yazıyı kesip saklamış. Bana da "sen bunların çoğunu biliyorsundur ama bir bak istersen" diye gösterdi sakladığı yazıyı.
Yazının başlığı: "Hayatınızda bir kere olsun İstanbul'da mutlaka yapmanız gereken 50 şey!"
Bu "mutlaka yapılması gereken şeyler" beni biraz kaşındırır esasen. Ancak farklı görüşteki insanlardan fikir alınarak oluşturulduğu için, merak edip hızlıca göz gezdirdim. Fena değildi liste. Aslında birkaç ay önce, İstanbul'da sevdiğim şeyler ile ilgili bir yazıya başlamış ancak bitirememiştim.
Bu yazıyı görünce gaza geldim. Ben de kendi listemi yaparım dedim. Ve yaptım. İtiraf etmeliyim ki, 1 günde 50 şey bulmak kolay değilmiş. (Füs, kim dedi sana illa 50 şeylik liste yap diye?) Bir de "şunu yapın, bunu yapın" demek biraz ukalaca geldi ama formatı bozmayım artık dedim. Yoksa ne haddime...Mutlaka unuttuğum şeyler vardır ancak İstanbul deyince aklıma gelen ilk 50 şey aşağıdaki gibi döküldü yazıya...Siz de İstanbul'da severek yaptığınız şeyleri söylerseniz çok mutlu olurum:)
Hayatınızda bir kere olsun İstanbul'da yapsanız iyi olur diye düşündüğüm 50 şey...
1-Kuzguncuk İsmet Baba'da rakı balık keyfi yapın.
Kuzguncuk'ta, mahalle kültürünün hala yaşadığı yerde, İstanbul koşuşturmacasından biraz uzaklaşıp, demlenin. Semtin küçük dükkanlarını, güzel evlerini, kahvelerini görün. Günü, İsmet Baba'da Boğaz'a karşı sevdiklerinizle sohbet ederek uğurlayın. (Gökhan'a da benden selam söyleyin, size iyi masa versin:)
2-Burgazada Kalpazankaya'da güneşin batışını seyredin.
Adalar benim için huzurdur, mutluluktur. O yüzden benim için adaların her mevsimi makbuldur. Yazın herkesin şehre döndüğü vakit adaya gidin. Pazar akşamüstü mesela...Yürüyerek Kalpazankaya'ya çıkın, mis gibi ada kokusunu içinize çekin. Kalpazankaya'da sevdiklerinizle muhteşem gün batımını seyredin. Biraları da yuvarlamayı unutmayın tabi...Şehre dönmeden, Ergün pastanesinde çilekli milföy+vişneli mini acıbadem+çay güzel gider:)
3-Hamama gidin, kendinize kıyak geçin.
Hayatınızda bir kere olsun, kendinize "benim sultanlardan ne farkım var? diyin ve kendinize hamam keyfini bağışlayın. Muhteşem kokulu sabunlarla köpüklü masajı da ihmal etmeyin.
(Ölmeden önce görülmesi gereken 1001 yerden biri olan Cağaloğlu Hamamı'na gitmişliğim vardır ancak biraz hayal kırıklığı olduğunu söylemeliyim. Hamam etkileyici ancak hizmet için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Biraz da hüzünlü geldi. Diğer 1000 yere bakabilirsiniz:) Kılıç Ali Paşa hamamını övmüşler yazıda bir de. Ama bana sorarsanız en iyisini kendiniz tecrübe edersiniz.)
4-Belgrad ormanına sabah erkenden gidin ve ormanın mis kokusundan mest ola ola 6 km'yi yürüyün.
Benim mutluluk yerlerimden biridir orman. Yürürken doğanın sesini dinleyin. Kendinizi doğaya bırakın yeter...
5-Polonezköy'de, Belgrad Ormanı'na nispet yaparak 5 km'lik yürüyüş parkurunu tamamlayın.
Mevsimine göre; kestane kebapları, böğürtlenleri, dağ çileklerini de kütletmeyi unutmayın. Polonez pastaları da lezzetli. Çocuğunuzu kıra bayıra salabileceğiniz yerler de halaa mevcut Polonezköy'de...
6-Turist gibi Sultanahmet'i dolaşın.
Sultanahmet'i, turist gibi farklı gözle görmeye çalışarak gezin. Ayasofya ve Sultanahmet'le ilgili kendi hikayenizi yazın. Sultanahmet köftecisinin cumbalı masasında köfte yiyin.
7-Yerebatan sarnıcında huzura erin.
İstanbul'un yıllarca su ihtiyacını karşılayan, bu tarihi, büyülü mekanı ziyaret edin.Yerebatan'ın o tatlı nem kokusunu içinize çekin. Medusa'yı okuyun. Para atıp dilek dilemeden sarnıcı terketmeyin:)
8-Topkapı Sarayı'ndan, İstanbul'un doyumsuz manzarasını seyredin.
Padişahlar, şehri nereye kuracaklarını ne iyi bilmiş. Buradan; "Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul" diyip Yahya Kemal Beyatlı'ya bir selam gönderebilirsiniz;). (Ama Konyalılar'da pek fazla birşey yemenizi tavsiye etmem, zira oldukça pahalı, çay için:)
9-Kapalıçarşı'ya gidin.
Mücevher ustalarının sanatını görün, kendilerine hayran kalın. Kapalıçarşı'nın içinde kaybolun, içinde yeni yerler keşfedin. Kapalıçarşı'dan Mısır çarşısına inin, baharat kokularıyla kendinizden geçin...
10-Çukurcuma'da Masumiyet Müzesi'ni gezin.
Bir kere Çukurcuma'ya hakkını verin, kendine has dükkanlarını görün. Küçük kafelerinde kahve için. Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabından yarattığı müzeyi gezin. Eskilere dönün...
11-Gemi yanaşmamışken İstanbul Modern'de bir kahve için.
İstanbul Modern'i gezmeyi en çok, limanda gemi yokken seviyorum. Çünkü müzeyi gezmek ekmek kadayıfı ise, kafesinde kahve içmek de, kaymaklı ekmek kadayıfı gibi geliyor bana. İstanbul'un koşuşturmacasına inat, şehir vapurlarının iki yaka arasında tıngır mıngır yaptığı ahenkli yolculuğu seyredin. (Perşembe günleri İstanbul Modern'e giriş ücretsiz.)
12-Süleymaniye'nin gölgesinde kuru fasulye pilav yiyin.
Esas olayım yeme içme gibi olmaya başladı sanki:) Ama öyle değil tabi, Süleymaniye'nin heybetini bir görün, ondan sonra kuru fasulye-pilava alalım sizi.
13-Çocuğunuzun forsuyla Sakıp Sabancı Müzesi'ni gezin.
Müzeye çocukla giden yetişkinden ücret alınmıyor. Hem çocuk hem büyük için ne hoş bir jest değil mi? İstanbul'u bir de Emirgan'dan seyredin.
14-Erguvan zamanı Rumeli Hisarı'nı kaçırmayın.
Her senenin nisan ortası-mayıs başı zamanlarında, boğazda yaşanan erguvan şölenini kaçırmayın. Bir süreliğine de olsa, işinizi gücünüzü bırakın, erguvanları seyretmeye dalın...
15-Sokak çiçekçisinden çiçek alın.
Ne büyük mutluluktur o rengarenk çiçekleri görmek, o mis kokuları içine çekerek mest olmak...Sadece bakmakla kalmayın, alın bir demet çiçek, eviniz şenlensin. Mesela şimdi nergisler çıktı, yaşasın:)
16-Kadıköy'de bir gün geçirin.
Beyaz fırından kuru poğaça ve çay alarak güne başlayabilirsiniz. Kitapçıları dolaşın. İncik cincik şeyler tasarlayan dükkanları gezin. Fazıl Bey kahvecisinde bir kahve molası verin. Kadıköy balık çarşısında dolaşın, canınıza can gelsin:) Adını unuttum ama köşedeki balıkçıda bir hamsi-salata ikilisine ne dersiniz? Balık yemeseniz Halil'de kesin 3 lahmucun yerdiniz... Arada Rexx başkasinema'da gösterilen bir filmi seyredin. Ya da Oyun Atölyesi veya Moda Sahnesi'nde bir oyuna gidin. Akşama midede yeriniz kaldıysa Çiya. Çiya'ya aç gidilmesi tavsiye olunur. Çok ağır gelmezse, Baylan'ın kup griye tatlısını yer, koşarak eve gidersiniz:)
17- Bir film festivaline gidin.
"İstanbul'u sevmezse gönül, aşkı ne anlar"'ı söylemeye başladım içimden...İstanbul'u bana sevdiren en önemli şeylerden biridir film festivalleri. Önceden biletiniz yoksa da, dert etmeyin, kapıda mutlaka bilet bulursunuz...Ve o bulduğunuz biletle, hayal bile edemeyeceğiniz başka başka dünyaların kapılarını açarsınız...
18-Yıldız Parkı'nda sincaplarla yürüyün.
Evet şehrin göbeğinde, halaaa kendimizi doğada hissedebileceğimiz yerler var, az da olsa...Köpekler, kuşlar, sincaplar...Bu kadar rahat sincap görmedim, insandan çekinmiyorlar. Şehirli sincaplar:)Yürüyün doya doya parkta, köşklerde çay molası vermeyi de ihmal etmeyin:)
19-Açıkhava'da bir konsere gidin.
Artık zevkinize uygun hangi sanatçı varsa...Yaz vakti, hele de dolunay varsa, açıkhavanın keyfine doyum olmaz...
20-Lale zamanı Emirgan Parkı'na gidin.
Cennet var ise, böyle bir yer olmalı. Ama zamanında yani nisanda gidin. "En sevdiğimiz lale hangisi olacak?" oyunu oynayın aranızda:)
21-Anadolu Kavağı'nda şıp deniz keyfi yapın.
İstanbul'un ritmine inat, sakin bir zaman yaratın kendinize. İlle de açık havada oturun. Şıp deniz dedik ya:)Vapurlar da gidiyor artık kavağa, üşenmeyin, gidin, gittiğinize değecek...
22-Hatta Anadolu Kavağı sizi kesmesin, Anadolu Feneri'ne uzanın, Kaptanın Yeri'nde bahar zamanı bir keyif yapın.
İstanbul'un yanıbaşında, kendi halinde bir mekanda, sevdiğiniz bir kişiyle derin bir sohbete dalın:)
23-Beyoğlu'nda plansız bir gün geçirin.
Tamam öğrendim artık dediğimiz Beyoğlu her gün yeni birşey öğretir bize. O yüzden tünelden salın kendinizi, o sizi nereye isterse götürür...Sergiler, kitapçılar (Robinson'a ayrı bir özen gösteriniz), kafeler, sinemalar, barlar, meyhaneler, balık pazarı...
24-Fener-Balat tarafına bir tur yapın.
Fener- Balat'ın, farklı yapılarını ve kültürünü tanıyarak, İstanbul'un bambaşka bir yüzünü daha keşfedin.
25-Beyoğlu'ndaki St Antuan kilisesinde mum yakıp dilek tutun.
Hangi dine inandığınız önemli mi? Ya da inanıp inanmadığınız? Bence hiç önemli değil, sadece bana iyi geliyor arada sırada burada mum yakmak...Belki size de iyi gelir?
26-Tünel'deki Galata Mevlevihanesini gezin.
Daha geçen gün gezdim. Dışardan küçük görünen ama içine girince büyüyen bir yer:) Tarihteki tarikatlar, Mevlevilik hakkında bilgilenmek isterseniz görün derim. Mevlana'yı daha çok okumak istedim. Semazen gösterisi sadece pazarları imiş, ilgilenenlere...
27-İstanbul'da tarihi yarımadada bir gün kalın.
Artık Galata mı dersiniz, Sultanahmet civarı mı, Beyoğlu mu bilemem ama gönlünüze ve kesenize uyan sevimli bir otelde, bir günlük kaçamak yapın.
28-Galata Kulesine çıkın.
Çıkmışsınızdır muhtemelen, İstoş'a ara sıra yukarıdan bakıp onu gözüp gözetmek iyi geliyor benim bünyeme...Sonra da Galata civarındaki esnaf lokantalarına dalın.
29-Sabahın kör vakti, daha kimseler yollara dökülmemişken, Rumelihisarı veya Emirgan'da kahvaltı yapın.
Bu Fırat'ın bana yap yap diye çok dil döktüğü bir istekti ama yaptım Fıradım, merak etme sen:).
Moda Çay Bahçesi'ni es geçsem, Moda'ya ayıp olurdu. Çengelköy Tarihi Çay Bahçesi de geldi aklıma. Her iki semtte de, fırından simidinizi, bakkaldan peynirinizi, manavdan domatesinizi aldınız mı, çaylar emrinize amadee:)
Sabah vakti İstanbul bir başka güzel...
30-Caddebostan sahilinde bisiklete binin veya yürüyün, kumsaldaki salaş cafede kitabınızı, derginizi okuyun, bir şeyler yazın...
Anadolu yakasında Pendik-Fenerbahçe arası bir sahil yolu var. Ama bu yolun en güzel bölümü, arabaların arka yolda kaldığı Caddebostan sahili. Deniz kokusu çok parlak olmasa da, deniz kenarında olmanın keyfi başka...
31-Caddedeki Remzi Kitabevi'nde kitapların arasında kaybolun.
Yanınızda çocuğunuz varsa, onu da salın çocuk kitaplarının oraya, bırakın o da kaybolsun içlerinde...Kendinize ödül olarak kitabevinin yanındaki cafede hazırlanan şahane keklerden birini hediye edin. Remzi Kitabevi'nin sürekli okuyan, ilgili, tatlı personeline de selam söyleyin!
32-Hala binmediyseniz Beyoğlu nostaljik tramvayına, Taksim-Tünel hattı tramvaya binin.
Oturarak gidin ki, etrafı daha rahat izleyin. Tramvayda yavaş yavaş giderken, dışardaki insan hallerini gözlemlemek çok keyifli. Belki bir tanıdığınızı da görürsünüz:)
33-İstanbul'un tiyatrolarına taze kan getiren, bağımsız tiyatrolardan birine gidin.
Dot, İkincikat, Altıdan sonra, Krek, Craft gibi tiyatro topluluklarının oyunlarını seviyorum. Konulara farklı yönlerden bakmamı da sağlıyor bu tarz oyunlar...İyi ki varlar, destekleyelim...(Bu toplulukların çoğu devlet desteği almıyor.)
34-Boğaz köprüsünü geçerken bir dilek tutun.
Bir zamanlar çok yapardım. Hatta boğazı geçerken, neyi okuyorsam bırakır, sadece İstanbul'u seyrederdim...Şimdi de kızıma dilek tutturuyorum zaman zaman:)
35-Kar yağdığında, gırç gırç yürüyerek İstanbul'un keyfini çıkartın.
Bu karlı günlerde, bu madde listenin alt sıralarında yer alsa da, gönlümde yeri başkadır karlı İstanbul'un. Henüz istediğim kıvamda ve şekilde yağmadı bizim yakada ama yarından ümitliyim:) Özellikle gece vakti sükunetinde, lapa lapa yağan karda sevdiklerinizle yürüyün. Birbirinizle kartopu oynayın, karın tadını çıkarın.
36-Zübeyir'de kendinize bir ocakbaşı ziyafeti verin.
Arka fonda Zeki Müren, dostlarla kebabın keyfine varın. Kebap bana uymaz diyorsanız, Yakup 2'de mezelerle coşmaya ne dersiniz?
37-Karaköy'ü Karaköy yapan güzellikleri yaşatın.
Galata'dan Karaköy'e uzanın. Tarihi hissedin. Salt Galata binasını görmek bile, sizi etkileyecektir. Karaköy balıkçılar çarşısına gidin.
Karaköy Balık Lokantası'nın turkuaz renkli canlı duvar çinilerini görün, Karaköy Güllüoğlu Baklavacısı'nda baklava yerseniz, yüzerek karşıya geçin;)
38-İstanbul hakkında yazılan kitapları, şiirleri okuyun. İstanbul için yazılan şarkıları dinleyin, söyleyin...
Sizin için önemli olan yerlerin, semtlerin sevdiğiniz yazarlar/şairler için de önemli olduğunu öğrenebilirsiniz ya da yeni yerler, duygular keşfedebilirsiniz İstanbul ile ilgili...
39-Bir kere olsun İstanbul'da denizde yüzün.
Artık boğazda mı, Kilyos'ta mı, adada mı bilemem. Denizanalarına çok takılmayın, torunlarınıza "İstanbul'da bizim zamanımızda halaa denize girilebiliyordu" demek için bile, bir kere İstoş'ta denize girilir:)
40-Yurtdışından gelen bir müzik grubunun konserine gidin. Ya da bir müzik festivaline...
Yaşınız kaç olursa olsun, festival havasında genç kalın!
41-Semt pazarından alışveriş yapın.
Hangi semtte olursanız olun, İstanbul pazarlarının zenginliğini kaçırmayın. Çocuğunuzu da yanınıza alın, onun da gözü gönlü açılsın. Hatta meyve-sebzeleri bırakın, o seçsin:)
42-Bir kere olsun boğaz turu yapın.
Boğazdaki yalıları, Kuleli'yi, İstanbul siluetini bir de denizden görmek için, akşamüstü vakitlerinde tura başlayın, İstanbul'un romantik gece halini de görerek turunuzu tamamlayın. Bir de mehtaba denk gelirseniz, yaşadınız:)
43-Müze kart alın, müzelere gitmek için bahane yaratın.
Arkeoloji Müzesi'yle başlamaya ne dersiniz?
44-"Dün akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un" deyin, bir kez olsun sarhoş olun.
Artık nerede sarhoş olursunuz bilemem ama gerçek fasıl yapılan bir mekanda tatlı tatlı sarhoş olmak en güzelidir bana sorarsanız...
45-Kandilli'de yoğurt yiyin.
Önceki yıllarda pek sevmezdim bu yoğurdu ancak geçen aylarda gittim, pudra şekeriyle pek de güzel oluyormuş. Boğaz manzarası da cabası:)
46-Büyükada'da Aya Yorgi'ye tırmanmanın mutluluğunu yaşayın.
Muhteşem manzaraya bakıp, yaşadığınıza tekrar şükredin:)
47-Beyoğlu Üçüncü Mevki'de yemek yiyin.
Öğrenciliğimden beri severek gittiğim kendine özgü bu minik lokantada, farklı bir yemek deneyimi yaşatın kendinize. (Yemeğin sonunda, çikolatalı muhallebisini yemeyi unutmayın.)
48-Hisar'dan Bebek'e yürüyün.
İnsanın içini titreten Hisar'ın rüzgarını, yürürken iliklerinizde hissedin.
49-Ali Muhittin Hacıbekir'den (Beyoğlu-Kadıköy) rengarenk akide şekeri alın. Çocukluğunuzu hatırlayın.
Favorim, fındıklı akide şekeridir. Azar azar her renkten alın, sevdiklerinizle paylaşın.
5o-Aşık olun!
Ayrı gayrı durmayın bu martılar gibi:)
Aşkın her mevsiminde size kol kanat geren başka şehir bulunur mu?
51-Vapurdan martılara simit atmayı da unutmayın tabi:)
51. maddeyi eklememe sebep olan Barış arkadaşıma, verdiği fikir ve fotoğraf için çok teşekkür ederim:)
İstanbul'da hepi topu 21 senelik bir geçmişim var. Yaşı yüzyıllarla ölçülen bir şehirde 21 sene nedir ki? Ama bu kısa zaman aralığında bile, İstanbul'un canına can katan gençliğimin mekanları birer birer yok oluyor...Benim için film festivali Emek Sineması demekti...Alkazar sessizce gitti zaten. AKM'deki programlar hep takibimizdeydi. Birçok sanatçıyı, eseri, ben buradaki gösterilere giderek öğrendim. Emek'siz, Alkazar'sız, AKM'siz bir öğrencilik hayatını gençler bilmese de, onlarsız İstanbul eksik geliyor bana...Eksiklik demişken...Ben küçükken, babam bizi İstanbul seyahatlerimizde Rejans'a götürürdü. İlginç gelirdi burası bana. Mereng adlı tatlısını ve yaşlı müzisyen teyzeyi hala hatırlarım, sarı votkaları da unutulacak gibi değil ama o da kısa tarihimde kayboldu gitti...Haydarpaşa da yandı bitti kül oldu...Daha pek çok giden değer var da...
Gidene üzülmekle, gideni geri getiremiyoruz. En iyisi; İstoş'u sevelim, İstoş'a sahip çıkalım...
Yazının başlığı: "Hayatınızda bir kere olsun İstanbul'da mutlaka yapmanız gereken 50 şey!"
Bu "mutlaka yapılması gereken şeyler" beni biraz kaşındırır esasen. Ancak farklı görüşteki insanlardan fikir alınarak oluşturulduğu için, merak edip hızlıca göz gezdirdim. Fena değildi liste. Aslında birkaç ay önce, İstanbul'da sevdiğim şeyler ile ilgili bir yazıya başlamış ancak bitirememiştim.
Bu yazıyı görünce gaza geldim. Ben de kendi listemi yaparım dedim. Ve yaptım. İtiraf etmeliyim ki, 1 günde 50 şey bulmak kolay değilmiş. (Füs, kim dedi sana illa 50 şeylik liste yap diye?) Bir de "şunu yapın, bunu yapın" demek biraz ukalaca geldi ama formatı bozmayım artık dedim. Yoksa ne haddime...Mutlaka unuttuğum şeyler vardır ancak İstanbul deyince aklıma gelen ilk 50 şey aşağıdaki gibi döküldü yazıya...Siz de İstanbul'da severek yaptığınız şeyleri söylerseniz çok mutlu olurum:)
Hayatınızda bir kere olsun İstanbul'da yapsanız iyi olur diye düşündüğüm 50 şey...
1-Kuzguncuk İsmet Baba'da rakı balık keyfi yapın.
Kuzguncuk'ta, mahalle kültürünün hala yaşadığı yerde, İstanbul koşuşturmacasından biraz uzaklaşıp, demlenin. Semtin küçük dükkanlarını, güzel evlerini, kahvelerini görün. Günü, İsmet Baba'da Boğaz'a karşı sevdiklerinizle sohbet ederek uğurlayın. (Gökhan'a da benden selam söyleyin, size iyi masa versin:)
2-Burgazada Kalpazankaya'da güneşin batışını seyredin.
Adalar benim için huzurdur, mutluluktur. O yüzden benim için adaların her mevsimi makbuldur. Yazın herkesin şehre döndüğü vakit adaya gidin. Pazar akşamüstü mesela...Yürüyerek Kalpazankaya'ya çıkın, mis gibi ada kokusunu içinize çekin. Kalpazankaya'da sevdiklerinizle muhteşem gün batımını seyredin. Biraları da yuvarlamayı unutmayın tabi...Şehre dönmeden, Ergün pastanesinde çilekli milföy+vişneli mini acıbadem+çay güzel gider:)
3-Hamama gidin, kendinize kıyak geçin.
Hayatınızda bir kere olsun, kendinize "benim sultanlardan ne farkım var? diyin ve kendinize hamam keyfini bağışlayın. Muhteşem kokulu sabunlarla köpüklü masajı da ihmal etmeyin.
(Ölmeden önce görülmesi gereken 1001 yerden biri olan Cağaloğlu Hamamı'na gitmişliğim vardır ancak biraz hayal kırıklığı olduğunu söylemeliyim. Hamam etkileyici ancak hizmet için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Biraz da hüzünlü geldi. Diğer 1000 yere bakabilirsiniz:) Kılıç Ali Paşa hamamını övmüşler yazıda bir de. Ama bana sorarsanız en iyisini kendiniz tecrübe edersiniz.)
4-Belgrad ormanına sabah erkenden gidin ve ormanın mis kokusundan mest ola ola 6 km'yi yürüyün.
Benim mutluluk yerlerimden biridir orman. Yürürken doğanın sesini dinleyin. Kendinizi doğaya bırakın yeter...
5-Polonezköy'de, Belgrad Ormanı'na nispet yaparak 5 km'lik yürüyüş parkurunu tamamlayın.
Mevsimine göre; kestane kebapları, böğürtlenleri, dağ çileklerini de kütletmeyi unutmayın. Polonez pastaları da lezzetli. Çocuğunuzu kıra bayıra salabileceğiniz yerler de halaa mevcut Polonezköy'de...
6-Turist gibi Sultanahmet'i dolaşın.
Sultanahmet'i, turist gibi farklı gözle görmeye çalışarak gezin. Ayasofya ve Sultanahmet'le ilgili kendi hikayenizi yazın. Sultanahmet köftecisinin cumbalı masasında köfte yiyin.
7-Yerebatan sarnıcında huzura erin.
İstanbul'un yıllarca su ihtiyacını karşılayan, bu tarihi, büyülü mekanı ziyaret edin.Yerebatan'ın o tatlı nem kokusunu içinize çekin. Medusa'yı okuyun. Para atıp dilek dilemeden sarnıcı terketmeyin:)
8-Topkapı Sarayı'ndan, İstanbul'un doyumsuz manzarasını seyredin.
Padişahlar, şehri nereye kuracaklarını ne iyi bilmiş. Buradan; "Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul" diyip Yahya Kemal Beyatlı'ya bir selam gönderebilirsiniz;). (Ama Konyalılar'da pek fazla birşey yemenizi tavsiye etmem, zira oldukça pahalı, çay için:)
9-Kapalıçarşı'ya gidin.
Mücevher ustalarının sanatını görün, kendilerine hayran kalın. Kapalıçarşı'nın içinde kaybolun, içinde yeni yerler keşfedin. Kapalıçarşı'dan Mısır çarşısına inin, baharat kokularıyla kendinizden geçin...
10-Çukurcuma'da Masumiyet Müzesi'ni gezin.
Bir kere Çukurcuma'ya hakkını verin, kendine has dükkanlarını görün. Küçük kafelerinde kahve için. Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabından yarattığı müzeyi gezin. Eskilere dönün...
11-Gemi yanaşmamışken İstanbul Modern'de bir kahve için.
İstanbul Modern'i gezmeyi en çok, limanda gemi yokken seviyorum. Çünkü müzeyi gezmek ekmek kadayıfı ise, kafesinde kahve içmek de, kaymaklı ekmek kadayıfı gibi geliyor bana. İstanbul'un koşuşturmacasına inat, şehir vapurlarının iki yaka arasında tıngır mıngır yaptığı ahenkli yolculuğu seyredin. (Perşembe günleri İstanbul Modern'e giriş ücretsiz.)
12-Süleymaniye'nin gölgesinde kuru fasulye pilav yiyin.
Esas olayım yeme içme gibi olmaya başladı sanki:) Ama öyle değil tabi, Süleymaniye'nin heybetini bir görün, ondan sonra kuru fasulye-pilava alalım sizi.
| Süleymaniye |
13-Çocuğunuzun forsuyla Sakıp Sabancı Müzesi'ni gezin.
Müzeye çocukla giden yetişkinden ücret alınmıyor. Hem çocuk hem büyük için ne hoş bir jest değil mi? İstanbul'u bir de Emirgan'dan seyredin.
14-Erguvan zamanı Rumeli Hisarı'nı kaçırmayın.
Her senenin nisan ortası-mayıs başı zamanlarında, boğazda yaşanan erguvan şölenini kaçırmayın. Bir süreliğine de olsa, işinizi gücünüzü bırakın, erguvanları seyretmeye dalın...
15-Sokak çiçekçisinden çiçek alın.
Ne büyük mutluluktur o rengarenk çiçekleri görmek, o mis kokuları içine çekerek mest olmak...Sadece bakmakla kalmayın, alın bir demet çiçek, eviniz şenlensin. Mesela şimdi nergisler çıktı, yaşasın:)
16-Kadıköy'de bir gün geçirin.
Beyaz fırından kuru poğaça ve çay alarak güne başlayabilirsiniz. Kitapçıları dolaşın. İncik cincik şeyler tasarlayan dükkanları gezin. Fazıl Bey kahvecisinde bir kahve molası verin. Kadıköy balık çarşısında dolaşın, canınıza can gelsin:) Adını unuttum ama köşedeki balıkçıda bir hamsi-salata ikilisine ne dersiniz? Balık yemeseniz Halil'de kesin 3 lahmucun yerdiniz... Arada Rexx başkasinema'da gösterilen bir filmi seyredin. Ya da Oyun Atölyesi veya Moda Sahnesi'nde bir oyuna gidin. Akşama midede yeriniz kaldıysa Çiya. Çiya'ya aç gidilmesi tavsiye olunur. Çok ağır gelmezse, Baylan'ın kup griye tatlısını yer, koşarak eve gidersiniz:)
![]() |
| Defne bile, kup griye için "biraz ağırmış" dedi:) |
"İstanbul'u sevmezse gönül, aşkı ne anlar"'ı söylemeye başladım içimden...İstanbul'u bana sevdiren en önemli şeylerden biridir film festivalleri. Önceden biletiniz yoksa da, dert etmeyin, kapıda mutlaka bilet bulursunuz...Ve o bulduğunuz biletle, hayal bile edemeyeceğiniz başka başka dünyaların kapılarını açarsınız...
18-Yıldız Parkı'nda sincaplarla yürüyün.
Evet şehrin göbeğinde, halaaa kendimizi doğada hissedebileceğimiz yerler var, az da olsa...Köpekler, kuşlar, sincaplar...Bu kadar rahat sincap görmedim, insandan çekinmiyorlar. Şehirli sincaplar:)Yürüyün doya doya parkta, köşklerde çay molası vermeyi de ihmal etmeyin:)
19-Açıkhava'da bir konsere gidin.
Artık zevkinize uygun hangi sanatçı varsa...Yaz vakti, hele de dolunay varsa, açıkhavanın keyfine doyum olmaz...
20-Lale zamanı Emirgan Parkı'na gidin.
Cennet var ise, böyle bir yer olmalı. Ama zamanında yani nisanda gidin. "En sevdiğimiz lale hangisi olacak?" oyunu oynayın aranızda:)
21-Anadolu Kavağı'nda şıp deniz keyfi yapın.
İstanbul'un ritmine inat, sakin bir zaman yaratın kendinize. İlle de açık havada oturun. Şıp deniz dedik ya:)Vapurlar da gidiyor artık kavağa, üşenmeyin, gidin, gittiğinize değecek...
22-Hatta Anadolu Kavağı sizi kesmesin, Anadolu Feneri'ne uzanın, Kaptanın Yeri'nde bahar zamanı bir keyif yapın.
İstanbul'un yanıbaşında, kendi halinde bir mekanda, sevdiğiniz bir kişiyle derin bir sohbete dalın:)
23-Beyoğlu'nda plansız bir gün geçirin.
Tamam öğrendim artık dediğimiz Beyoğlu her gün yeni birşey öğretir bize. O yüzden tünelden salın kendinizi, o sizi nereye isterse götürür...Sergiler, kitapçılar (Robinson'a ayrı bir özen gösteriniz), kafeler, sinemalar, barlar, meyhaneler, balık pazarı...
| Narmanlı Han |
![]() |
| 8 sene Beyoğlu'nda çalıştım ama Narmanlı Han'ın kapısına asılmış bu bilgileri, daha geçen gün farkettim... |
Fener- Balat'ın, farklı yapılarını ve kültürünü tanıyarak, İstanbul'un bambaşka bir yüzünü daha keşfedin.
25-Beyoğlu'ndaki St Antuan kilisesinde mum yakıp dilek tutun.
Hangi dine inandığınız önemli mi? Ya da inanıp inanmadığınız? Bence hiç önemli değil, sadece bana iyi geliyor arada sırada burada mum yakmak...Belki size de iyi gelir?
26-Tünel'deki Galata Mevlevihanesini gezin.
Daha geçen gün gezdim. Dışardan küçük görünen ama içine girince büyüyen bir yer:) Tarihteki tarikatlar, Mevlevilik hakkında bilgilenmek isterseniz görün derim. Mevlana'yı daha çok okumak istedim. Semazen gösterisi sadece pazarları imiş, ilgilenenlere...
27-İstanbul'da tarihi yarımadada bir gün kalın.
Artık Galata mı dersiniz, Sultanahmet civarı mı, Beyoğlu mu bilemem ama gönlünüze ve kesenize uyan sevimli bir otelde, bir günlük kaçamak yapın.
28-Galata Kulesine çıkın.
Çıkmışsınızdır muhtemelen, İstoş'a ara sıra yukarıdan bakıp onu gözüp gözetmek iyi geliyor benim bünyeme...Sonra da Galata civarındaki esnaf lokantalarına dalın.
29-Sabahın kör vakti, daha kimseler yollara dökülmemişken, Rumelihisarı veya Emirgan'da kahvaltı yapın.
Bu Fırat'ın bana yap yap diye çok dil döktüğü bir istekti ama yaptım Fıradım, merak etme sen:).
Moda Çay Bahçesi'ni es geçsem, Moda'ya ayıp olurdu. Çengelköy Tarihi Çay Bahçesi de geldi aklıma. Her iki semtte de, fırından simidinizi, bakkaldan peynirinizi, manavdan domatesinizi aldınız mı, çaylar emrinize amadee:)
Sabah vakti İstanbul bir başka güzel...
30-Caddebostan sahilinde bisiklete binin veya yürüyün, kumsaldaki salaş cafede kitabınızı, derginizi okuyun, bir şeyler yazın...
Anadolu yakasında Pendik-Fenerbahçe arası bir sahil yolu var. Ama bu yolun en güzel bölümü, arabaların arka yolda kaldığı Caddebostan sahili. Deniz kokusu çok parlak olmasa da, deniz kenarında olmanın keyfi başka...
31-Caddedeki Remzi Kitabevi'nde kitapların arasında kaybolun.
Yanınızda çocuğunuz varsa, onu da salın çocuk kitaplarının oraya, bırakın o da kaybolsun içlerinde...Kendinize ödül olarak kitabevinin yanındaki cafede hazırlanan şahane keklerden birini hediye edin. Remzi Kitabevi'nin sürekli okuyan, ilgili, tatlı personeline de selam söyleyin!
32-Hala binmediyseniz Beyoğlu nostaljik tramvayına, Taksim-Tünel hattı tramvaya binin.
Oturarak gidin ki, etrafı daha rahat izleyin. Tramvayda yavaş yavaş giderken, dışardaki insan hallerini gözlemlemek çok keyifli. Belki bir tanıdığınızı da görürsünüz:)
33-İstanbul'un tiyatrolarına taze kan getiren, bağımsız tiyatrolardan birine gidin.
Dot, İkincikat, Altıdan sonra, Krek, Craft gibi tiyatro topluluklarının oyunlarını seviyorum. Konulara farklı yönlerden bakmamı da sağlıyor bu tarz oyunlar...İyi ki varlar, destekleyelim...(Bu toplulukların çoğu devlet desteği almıyor.)
34-Boğaz köprüsünü geçerken bir dilek tutun.
Bir zamanlar çok yapardım. Hatta boğazı geçerken, neyi okuyorsam bırakır, sadece İstanbul'u seyrederdim...Şimdi de kızıma dilek tutturuyorum zaman zaman:)
35-Kar yağdığında, gırç gırç yürüyerek İstanbul'un keyfini çıkartın.
Bu karlı günlerde, bu madde listenin alt sıralarında yer alsa da, gönlümde yeri başkadır karlı İstanbul'un. Henüz istediğim kıvamda ve şekilde yağmadı bizim yakada ama yarından ümitliyim:) Özellikle gece vakti sükunetinde, lapa lapa yağan karda sevdiklerinizle yürüyün. Birbirinizle kartopu oynayın, karın tadını çıkarın.
36-Zübeyir'de kendinize bir ocakbaşı ziyafeti verin.
Arka fonda Zeki Müren, dostlarla kebabın keyfine varın. Kebap bana uymaz diyorsanız, Yakup 2'de mezelerle coşmaya ne dersiniz?
37-Karaköy'ü Karaköy yapan güzellikleri yaşatın.
Galata'dan Karaköy'e uzanın. Tarihi hissedin. Salt Galata binasını görmek bile, sizi etkileyecektir. Karaköy balıkçılar çarşısına gidin.
Karaköy Balık Lokantası'nın turkuaz renkli canlı duvar çinilerini görün, Karaköy Güllüoğlu Baklavacısı'nda baklava yerseniz, yüzerek karşıya geçin;)
Sizin için önemli olan yerlerin, semtlerin sevdiğiniz yazarlar/şairler için de önemli olduğunu öğrenebilirsiniz ya da yeni yerler, duygular keşfedebilirsiniz İstanbul ile ilgili...
39-Bir kere olsun İstanbul'da denizde yüzün.
Artık boğazda mı, Kilyos'ta mı, adada mı bilemem. Denizanalarına çok takılmayın, torunlarınıza "İstanbul'da bizim zamanımızda halaa denize girilebiliyordu" demek için bile, bir kere İstoş'ta denize girilir:)
40-Yurtdışından gelen bir müzik grubunun konserine gidin. Ya da bir müzik festivaline...
Yaşınız kaç olursa olsun, festival havasında genç kalın!
Hangi semtte olursanız olun, İstanbul pazarlarının zenginliğini kaçırmayın. Çocuğunuzu da yanınıza alın, onun da gözü gönlü açılsın. Hatta meyve-sebzeleri bırakın, o seçsin:)
42-Bir kere olsun boğaz turu yapın.
Boğazdaki yalıları, Kuleli'yi, İstanbul siluetini bir de denizden görmek için, akşamüstü vakitlerinde tura başlayın, İstanbul'un romantik gece halini de görerek turunuzu tamamlayın. Bir de mehtaba denk gelirseniz, yaşadınız:)
43-Müze kart alın, müzelere gitmek için bahane yaratın.
Arkeoloji Müzesi'yle başlamaya ne dersiniz?
44-"Dün akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un" deyin, bir kez olsun sarhoş olun.
Artık nerede sarhoş olursunuz bilemem ama gerçek fasıl yapılan bir mekanda tatlı tatlı sarhoş olmak en güzelidir bana sorarsanız...
45-Kandilli'de yoğurt yiyin.
Önceki yıllarda pek sevmezdim bu yoğurdu ancak geçen aylarda gittim, pudra şekeriyle pek de güzel oluyormuş. Boğaz manzarası da cabası:)
46-Büyükada'da Aya Yorgi'ye tırmanmanın mutluluğunu yaşayın.
Muhteşem manzaraya bakıp, yaşadığınıza tekrar şükredin:)
47-Beyoğlu Üçüncü Mevki'de yemek yiyin.
Öğrenciliğimden beri severek gittiğim kendine özgü bu minik lokantada, farklı bir yemek deneyimi yaşatın kendinize. (Yemeğin sonunda, çikolatalı muhallebisini yemeyi unutmayın.)
48-Hisar'dan Bebek'e yürüyün.
İnsanın içini titreten Hisar'ın rüzgarını, yürürken iliklerinizde hissedin.
49-Ali Muhittin Hacıbekir'den (Beyoğlu-Kadıköy) rengarenk akide şekeri alın. Çocukluğunuzu hatırlayın.
Favorim, fındıklı akide şekeridir. Azar azar her renkten alın, sevdiklerinizle paylaşın.
5o-Aşık olun!
Ayrı gayrı durmayın bu martılar gibi:)
Aşkın her mevsiminde size kol kanat geren başka şehir bulunur mu?
51-Vapurdan martılara simit atmayı da unutmayın tabi:)
51. maddeyi eklememe sebep olan Barış arkadaşıma, verdiği fikir ve fotoğraf için çok teşekkür ederim:)
İstanbul'da hepi topu 21 senelik bir geçmişim var. Yaşı yüzyıllarla ölçülen bir şehirde 21 sene nedir ki? Ama bu kısa zaman aralığında bile, İstanbul'un canına can katan gençliğimin mekanları birer birer yok oluyor...Benim için film festivali Emek Sineması demekti...Alkazar sessizce gitti zaten. AKM'deki programlar hep takibimizdeydi. Birçok sanatçıyı, eseri, ben buradaki gösterilere giderek öğrendim. Emek'siz, Alkazar'sız, AKM'siz bir öğrencilik hayatını gençler bilmese de, onlarsız İstanbul eksik geliyor bana...Eksiklik demişken...Ben küçükken, babam bizi İstanbul seyahatlerimizde Rejans'a götürürdü. İlginç gelirdi burası bana. Mereng adlı tatlısını ve yaşlı müzisyen teyzeyi hala hatırlarım, sarı votkaları da unutulacak gibi değil ama o da kısa tarihimde kayboldu gitti...Haydarpaşa da yandı bitti kül oldu...Daha pek çok giden değer var da...
Gidene üzülmekle, gideni geri getiremiyoruz. En iyisi; İstoş'u sevelim, İstoş'a sahip çıkalım...
Labels:
alışkanlıklar,
fotoğraflar,
gezi,
istanbul,
kitap,
müze,
yeme-içme mekanı
23 February 2012
hayat yeniler bizleri...
Dün gece eve geldiğimde, içimdeki heyecan ve mutlulukla hemen yazmak istedim. Çünkü biliyordum ki, ertesi güne aynı heyecan kalmayacaktı o günün koşuşturmacasından...Ama çok tatlı bir uykuya kandım.
Bugün arta kalan heyecanla yazıyorum...
*
Beyoğlu inanılmaz değişiyor, benim için eski tadı olmasa da, hala değişmeyen hallerini de görmek hoşuma gidiyor. Mesela öğrenciliğimden beri gittiğim 3. mevki lokantası, halaaa dimdik ayakta. Kendini yenileme telaşına girmeden, yıllardır müşterilerine aynı şekilde hizmet vermeye devam ediyor.
"Günlük yemek listesinin yazıldığı A4 kağıda bak, bu listeden minik bir kağıda istediklerini yaz, yemek asansörüyle siparişini gönder, nefis yemekleri kütlet, enfes muhallebiyi yemekle söyle de, bitti, kalmadı olmasın, yemeğin bittikten sonra da bi zahmet tabaklarını yemek asansörüne koy. İşte bu kadar!"
Gene öğrenciler, yabancı turistler, bizim gibi hala buradan kopamayan orta yaş insanları vardı müşteri kitlesi olarak...Gerçekten başka bir dünya var orada, dışardaki bütün değişimlerden uzak, kendi halinde, huzurlu...Sordum 19 senedir varmış 3. mevki. Benim İstanbul'daki yaşam sürem kadar:)
*
Oradan Buğday Derneği'nin 10. yıl kutlaması için Babylon'a gittik. İyi ki gitmişiz. Uzun yazmayacağım, sitelerinden alıntı yapıyorum gecede neler olduğunu daha iyi anlatabilmek için... Sitelerini de incelemenizi öneririm. Tek diyeceğim, iyi ki böyle insanlar var, dün gece çok umutlandım, birşeyler değiştirebiliriz zamanla...Yeter ki inanalım, gayret gösterelim ve yılmayalım...
.....
*
Bu arada yazmam gereken önemli bir konu daha var dünle ilgili. Dün Mithat'ın gayretleriyle; apartmanımızın bahçesine permakültüre gönül vermiş arkadaşlar ziyarete geldi. Bahçemizin ölçüleri alınarak, bu bahçede doğal tohumlarla ne ekilip biçilebilir konuşuldu. Bu gönüllü arkadaşların yardımıyla, artık apartman bahçemizde de ekim dikim yapabilme ihtimalimiz var:) Dediklerine göre, bu bahçede ekilip dikileceklerle, apartmanın tüm sebze-meyve ihtiyacı karşılanabilirmiş. Tasarım ve uygulama için gene gelecekler. Gelişmeleri sizlerle paylaşacağım...
Dünkü gecede; Bulutsuzluk Özlemi'nden Nejat Yavaşoğulları ve Yeni Türkü'den Derya Köroğlu vardı. Söyledikleri şarkılar eski şarkılar olsa da, dün bana daha bir anlamlı geldi sözleri. Buyrun siz de dinleyin...
http://fizy.org/#s/1aj9lr
Not: Nejat Yavaşoğulları sahneye çıktığında, yanımdaki adam kız arkadaşına, "ben kendimi bildim bileli, bu adam bu görünümdeydi, hala bu böyle, böyle de gider" dedi. Gülesim geldi, gerçekten Nejat Yavaşoğlulları hiç yaşlanmayacak, ömrü boyunca hep aynı kalacak insanlardan sanırım...:)
Bugün arta kalan heyecanla yazıyorum...
*
Beyoğlu inanılmaz değişiyor, benim için eski tadı olmasa da, hala değişmeyen hallerini de görmek hoşuma gidiyor. Mesela öğrenciliğimden beri gittiğim 3. mevki lokantası, halaaa dimdik ayakta. Kendini yenileme telaşına girmeden, yıllardır müşterilerine aynı şekilde hizmet vermeye devam ediyor.
"Günlük yemek listesinin yazıldığı A4 kağıda bak, bu listeden minik bir kağıda istediklerini yaz, yemek asansörüyle siparişini gönder, nefis yemekleri kütlet, enfes muhallebiyi yemekle söyle de, bitti, kalmadı olmasın, yemeğin bittikten sonra da bi zahmet tabaklarını yemek asansörüne koy. İşte bu kadar!"
Gene öğrenciler, yabancı turistler, bizim gibi hala buradan kopamayan orta yaş insanları vardı müşteri kitlesi olarak...Gerçekten başka bir dünya var orada, dışardaki bütün değişimlerden uzak, kendi halinde, huzurlu...Sordum 19 senedir varmış 3. mevki. Benim İstanbul'daki yaşam sürem kadar:)
*
Oradan Buğday Derneği'nin 10. yıl kutlaması için Babylon'a gittik. İyi ki gitmişiz. Uzun yazmayacağım, sitelerinden alıntı yapıyorum gecede neler olduğunu daha iyi anlatabilmek için... Sitelerini de incelemenizi öneririm. Tek diyeceğim, iyi ki böyle insanlar var, dün gece çok umutlandım, birşeyler değiştirebiliriz zamanla...Yeter ki inanalım, gayret gösterelim ve yılmayalım...
.....
*
Bu arada yazmam gereken önemli bir konu daha var dünle ilgili. Dün Mithat'ın gayretleriyle; apartmanımızın bahçesine permakültüre gönül vermiş arkadaşlar ziyarete geldi. Bahçemizin ölçüleri alınarak, bu bahçede doğal tohumlarla ne ekilip biçilebilir konuşuldu. Bu gönüllü arkadaşların yardımıyla, artık apartman bahçemizde de ekim dikim yapabilme ihtimalimiz var:) Dediklerine göre, bu bahçede ekilip dikileceklerle, apartmanın tüm sebze-meyve ihtiyacı karşılanabilirmiş. Tasarım ve uygulama için gene gelecekler. Gelişmeleri sizlerle paylaşacağım...
Dünkü gecede; Bulutsuzluk Özlemi'nden Nejat Yavaşoğulları ve Yeni Türkü'den Derya Köroğlu vardı. Söyledikleri şarkılar eski şarkılar olsa da, dün bana daha bir anlamlı geldi sözleri. Buyrun siz de dinleyin...
http://fizy.org/#s/1aj9lr
Not: Nejat Yavaşoğulları sahneye çıktığında, yanımdaki adam kız arkadaşına, "ben kendimi bildim bileli, bu adam bu görünümdeydi, hala bu böyle, böyle de gider" dedi. Gülesim geldi, gerçekten Nejat Yavaşoğlulları hiç yaşlanmayacak, ömrü boyunca hep aynı kalacak insanlardan sanırım...:)
Subscribe to:
Posts (Atom)






