"İnsan en çok kendini özler, unuttuğu kendini..."
Evet böyle demiş ünsüzün biri...Unuttuğu kendini bulmak için de kürkçü dükkanına dönmeye karar vermiş. Paslanmış biraz ama kafasının içinde konuşmaktan da yorulmuş. Kaçacak bir yeri de kalmadığı için, oturmuş, yazmaya başlamış.
"Unutmak" fiilini kullanmak biraz abartılı olmadı mı füs? "
"Evet bir parça sanırım ama paslanmış demişti ya, idare et işte. "
Neyse, kaldığım yerden devam edeyim. Pek güzel ünlü sözler yazmışım son yazımda. Ünlü sözleri, alıntıları bilmek güzel, onları kullanmak da güzel ama herhalde en önemlisi bu sözleri gerçek anlamda anlamakta, içselleştirebilmekte. Yoksa herkeşler(ben dahil) pek güzel sözler, alıntılar paylaşıyor sosyal medyada. Hatta kafam şişiyor bazen bu kadar çok alıntı görmekten. Bilgiler, alıntılar denizi içinde yüzüyorum, hatta boğuluyorum bazen...
Yok yok boğulmuyorum o kadar, zira artık beni bir tek "gerçeklik" etkiliyor. Bir insan ne kadar gerçek? Okumuş okumamış olması önemli değil, duruşuyla oluşuyla ne kadar gerçek? Söylediğiyle yaptığı ne kadar birbirini tutuyor? Karşısındakiyle ne kadar gerçek bir iletişim kuruyor? Ne kadar kendi söylediklerine odaklanıyor? Ne kadar karşısındakini dinliyor? Akım derken sonra bokum gibi mi davranıyor? Bilmem ne statüsünde bilmem ne okullarını bitirmiş biri, artık ancak gerçekse etkiliyor beni. Yani o okuduklarını ne kadar içselleştirebilmiş, ne kadarını hayatına geçirebilmiş? Davranışlarına yansıyor mu öğrendikleri? Yoksa birtakım öğrenmişliklerle, ezbere yaşamaya devam mı ediyor? Yukardan kort kort lafları söylemekle yürümüyor artık gemiler...Teoride zehir gibi pratik dersen sallanmaktalarla hayat geçmiyor...Beni umutlandıran, söz ve eylem birliği içinde olabilen insanlar...
Hoş insanın aşkları gibi gerçekleri de değişebilir Turgut Uyar'ın dediği gibi ama olsun, özün değişmez. İşte o özdeki gerçeklik arayışındayım.
İşte bu arayışta, başlıyorum eğrisiyle doğrusuyla yeniden yazmaya...
Eylül'e de selam çakmadan olmaz. Hoşgeldin Eylülcüm...
Featured Post
Showing posts with label ünsüz sözler. Show all posts
Showing posts with label ünsüz sözler. Show all posts
07 September 2016
08 April 2014
Hişt Hişt Füs!
Bir süredir, sabah uyandığımda, tatlı bir kuş sesi duyuyorum bahçeden... Belki uzun süredir bu kuş vardı ama ben yeni duymaya başladım sesini. Her sabah uyandığımda, artık dikkat kesiliyorum sesine...Güne onun sesiyle başlamak yüzümü gülümsetiyor...
*
Defne ile okula yürüyerek gittiğimizi söylemişimdir muhtemelen. Sabahları okula giderken, ben yolumuzun üzerindeki çiçeklere, hayvanlara "günaydın" derim. Defne "delisin sen anne" diyor ama aslında bu durum bir yandan da hoşuna gidiyor sanırım. Çünkü babasının onu okula bıraktığı bir gün, babasına benim hallerimi; gülerek, keyifle anlatmış:)
*
Bugün, yürüyüş yolumuzdaki çiçekleri, hayvanları yazmak geldi içimden...
İşte rotamız:
Mor salkımlar:
Onlara sadece günaydın demekle kalmıyoruz tabi ki...Onları koklamadan geçersek, kendilerine çok ayıp olur...Görürseniz, siz de kaçırmayın, geçti geçecek zamanları...
Ördekler:
Okulun kümesi. Ördekler de benim gibi uykuya düşkünler sanırım. Okula vardığımız bazı zamanlarda henüz uyanmamış oluyorlar...Merak etmeyin tüm gün kümeste değiller, özellikle çimenlerdeki halleri çok komik...
Tavuklar, Horozlar, Tavuskuşları:
İster inanın ister inanmayın, ben "günaydın tavuklaaar, günaydın horozlaaar, günaydın tavuskuşlarııı!" dediğimde, bir horoz öterek mutlaka karşılık veriyor!
Geçenlerde Defne'yi bırakıp eve dönerken, bir tavuskuşu da kanatlarını açıp, görsel bir şölen sunmuştu bana. Ona da teşekkür ettim:)
Son olarak sardunyalar, menekşeler:
Nedense onlara günaydın dememi yadırgamıyor Defne, "heh bunlara günaydın de" diyor:)
Defne'yi okula bıraktıktan sonra yarım saat okulun bahçesinde tur atıyorum. Genelde yanıma telefon almadığım için, bazı bahar açmış ağaçları çekemiyorum, neyse bol bol içime çekiyorum kokularını...
Bir de çok kızgın bir köpek var, kulübesinin yanından geçtiğimde bana çok fena havlayan. Bilmiyorum "günaydın, hişşşt sakin ol, tamam ben dostum" felan demelerimden sonra, biraz sakinledi gibi son günlerde ama gene de, onun yanından her geçişimde biraz tırsıyorum.
Aaa bunu anlatmadan geçemeyeceğim. Geçen gün okulun bahçesinde yürürken, yerde kırık bir dal gördüm. Hatta önce üstüne basıp yürümüşüm. Sonra farkettim, geri döndüm. Dal parçasının üzerinde tomurcuklar vardı. "Bu dalı suya koysam birşey olur mu acep?" dedim ve bakın ne oldu?
| 1.gün |
| 2.gün |
| 3.gün |
4. gün biraz daha açtı minik dal, sonra bitti kısa yaşamı. Kırık bir dal bile yaşama böyle tutunuyor işte...Doğayı izlemek, gözlemek, aslında ne büyük öğretiler barındırıyor içinde... Doğuyoruz, yaşıyoruz, ölüyoruz, tekrar doğuyoruz...
*
Son olarak; okulun kapı görevlilerine de bir selam göndermek istiyorum buradan. Özellikle bütün veliler gittikten sonra, kapıda kitabını okumaya başlayan güleryüzlü görevliye ve "kaçıncı tur?" diye bana zaman zaman soran meraklı görevliye...
*
Bu yazıyı yazarken, Sait Faik geldi aklıma... En iyisi; önce kendi ünsüz sözümü söyleyeyim, sonra da sizi Sait Faik'in o güzel sözleriyle başbaşa bırakayım... Sevgiler...
"Bazen doğadan gelir hişşşt hişşşt sesi, duymaya çalışmak gerek..."(Füs)
Hişt Hişt
Nereden gelirse gelsin, dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, attan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları...
Sait Faik Abasıyanık
10 December 2013
kim tutar füs seni?
2 sene önce aralık ayında blogumda hoş bir çalışma yapmıştım. 30 gün boyunca her gün yapmayı istediğim şeyleri listelemiş, sonra da kendimi yaptıklarım ve yapamadıklarımla ilgili değerlendirmiştim...Yaparken de çok keyif almıştım...
Bu sene için de aynı niyetim vardı ama kısmet bugüneymiş...
*
10 Aralık'ta başlamış olayım bu seneki çalışmaya...Bu sefer daha minik listem:)
-Dizimi incittiğimden dolayı aksattığım tibet egzersizlerini her sabah yapacağım..
-Blog'a her gün yazacağım...
Aslında derdim blog yazmakla. Koçluk görüşmeleri yapıyorum bu ara. Staj dönemindeyim. Başka insanlarla bu yolla bir temas kurmak çok yeniliyor beni. Başkalarıyla teması kuvvetlendirirken kendimi de ihmal etmeyim diyorum:)
Siz nasılsınız bilmem ama ben genelde düşünce balonu şeklinde dolaşırım. Çok düşünürüm. Çevremden "Füs çok düşünüyorsun!" yorumları da almışlığım vardır.
Geçen gün Mithat, "Ruhsal Astroloji" diye bir kitap okuyordu. Ben her zamanki gibi biraz alaycı bir tavırda (spritüel konulara hafif mesafeli yaklaştığımdan) "ee ben nasılmışım astroloğum?" dedim Mit'e. Bir okumaya başladı, "Yahu bu okudukların beni anlatıyor, bana mı böyle denk geldi yoksa?" dedim. Diğer burçlar da, kişinin yapısına oldukça uygun çıkıyormuş. (Belki de kişi, kendine uygun bulduklarını aralarından algılamayı seçiyor? bilemedim...). Diğer burçları okumadım ancak okuduğum ruh burcu açıklamasında kendime yakın bulduğum çok şey oldu. Detaya girmeyeceğim ama bana en çok dokunan kısımlardan biri şu oldu: Benim ruh burcumdaki insanlar, o kadar çok yönlü düşünürlermiş ki, bazen bu kadar boyutlu düşünmekten hiçbir yöne gidemezlermiş...
Yani düşün düşün...:) Çok da üstüme gitmeyim, düşünmek insan olmaya dair birşey, güzel birşey... Ancak şunu da biliyorum, düşüncelerim balon olmaktan çıkıp, yazıya aktığında daha tamamlanmış hissediyorum kendimi. Yazmaya ara verdiğimde, o balonların içimde patlatma raddesine geldiğini de hissediyorum ki, buna hiç gerek yok:) Eee seni tutan ne Füs diyebilirsiniz? İnsanı kendinden başka tutan biri olabilir mi? derim ben de size...
Kendime "kim tutar Füs seni!" diyor, yeni yıla kadar her gün yazmaya niyet ediyorum...
Uğurlar ola! Heyyamola...
Ee ne demiş ünsüzün biri;
"Eylemdir hayatı gerçek kılan!"
Bu sene için de aynı niyetim vardı ama kısmet bugüneymiş...
*
10 Aralık'ta başlamış olayım bu seneki çalışmaya...Bu sefer daha minik listem:)
-Dizimi incittiğimden dolayı aksattığım tibet egzersizlerini her sabah yapacağım..
-Blog'a her gün yazacağım...
Aslında derdim blog yazmakla. Koçluk görüşmeleri yapıyorum bu ara. Staj dönemindeyim. Başka insanlarla bu yolla bir temas kurmak çok yeniliyor beni. Başkalarıyla teması kuvvetlendirirken kendimi de ihmal etmeyim diyorum:)
Siz nasılsınız bilmem ama ben genelde düşünce balonu şeklinde dolaşırım. Çok düşünürüm. Çevremden "Füs çok düşünüyorsun!" yorumları da almışlığım vardır.
Geçen gün Mithat, "Ruhsal Astroloji" diye bir kitap okuyordu. Ben her zamanki gibi biraz alaycı bir tavırda (spritüel konulara hafif mesafeli yaklaştığımdan) "ee ben nasılmışım astroloğum?" dedim Mit'e. Bir okumaya başladı, "Yahu bu okudukların beni anlatıyor, bana mı böyle denk geldi yoksa?" dedim. Diğer burçlar da, kişinin yapısına oldukça uygun çıkıyormuş. (Belki de kişi, kendine uygun bulduklarını aralarından algılamayı seçiyor? bilemedim...). Diğer burçları okumadım ancak okuduğum ruh burcu açıklamasında kendime yakın bulduğum çok şey oldu. Detaya girmeyeceğim ama bana en çok dokunan kısımlardan biri şu oldu: Benim ruh burcumdaki insanlar, o kadar çok yönlü düşünürlermiş ki, bazen bu kadar boyutlu düşünmekten hiçbir yöne gidemezlermiş...
Yani düşün düşün...:) Çok da üstüme gitmeyim, düşünmek insan olmaya dair birşey, güzel birşey... Ancak şunu da biliyorum, düşüncelerim balon olmaktan çıkıp, yazıya aktığında daha tamamlanmış hissediyorum kendimi. Yazmaya ara verdiğimde, o balonların içimde patlatma raddesine geldiğini de hissediyorum ki, buna hiç gerek yok:) Eee seni tutan ne Füs diyebilirsiniz? İnsanı kendinden başka tutan biri olabilir mi? derim ben de size...
Kendime "kim tutar Füs seni!" diyor, yeni yıla kadar her gün yazmaya niyet ediyorum...
Uğurlar ola! Heyyamola...
Ee ne demiş ünsüzün biri;
"Eylemdir hayatı gerçek kılan!"
Subscribe to:
Posts (Atom)

