Ne güzelmiş o 30 gün, sektirmeden yazıyordum...
Ara verince, bende "tekrar yazabilecek miyim?" heyecanı oluşuyor. Bu heyecana gerek yok Füs diyorum bi taraftan da kendime, kendinle didişip durma, yazabildiğin, yazmak istediğin zaman yaz olsun bitsin...
Tamam başlıyorum!
Ocak ayını sevmediğime kanaat getirdim. Sebebi de büyük ihtimal, Ocak'ın; Aralık'taki çocuksu yeni yıl beklentilerimizin çoğunun gerçekleşmeyeceğinin okkalı bir göstergesi olması. Uzun da bir ay. Şubat daha karakterli bir ay, kısa ama net! Mart da kibirli ve sevimsiz gelir bana. Nerden uyduruyorsun bunları derseniz, tamamen hissiyat işte...
Neyse, nerden girdim şimdi aylara...
Basel anılarımızı, karlı İstanbul günlerimizi ve bugünü yazmak istiyorum ben!
Edim, "hangi Basel anılarıyla bizi hatırlayacaksın bakalım" diyordu, işte kısaca aklımda kalanlar...
-Basel'in huzurlu havasına fazlaca kaptırıp, rehavete kapılanlar, İstanbul uçağını da kaçırır!
-İtvitre'nin en iyi yemekleri, evde yapılan yemeklerdir! Fıstıklı tavuk, fırında somon ve krep, ilk 3'e girendir!
-Basel bu sefer; her ülke değiştirmede (sınır ülkelere 5 dk uzaklıkta) ; cep telefonu şirketinin "Almanya'ya/Fransa'ya/İsviçre'ye hoşgeldiniz..."mesajlarıyla beni bir süre sonra "eeeeh" dedirtecek kıvama getiren bir şehir olmuştur.
-Defne'ye göre İtvitre bir geyik ülkesidir ve çoğu restoranda geyik kafası bulunması başta ürkütücü bulunmakla birlikte, kendisi tarafından kabullenilmiştir.
-Defne için İtvitre, süt içebildiği (İtvitre'nin sütü güselmiş dediğine göre), nutellayı ve çikolatayı abartabildiği, mc donalds'a 1 haftada 2 kere gidebildiği cennet bir ülke olmuştur.
-Efe'nin okula tek başına gidip gelmesi, Defne'yi çok etkilemiş, kendi de güsel ve yalnız ülkesinde okula tek başına gidip gelmeyi talep etmiştir. Bu beni hem mutlu eden hem de bende buruk tad bırakan bir anı olmuştur.
-Gittiğimiz çocuklara özel klasik müzik konserinde; çoğu ailenin minik bebekleriyle konsere gelmesi, konser sırasında hepsinin kuzu kuzu müziği dinlemesi ve çocuklara konser sonrası enstrümanların denetilmesi hem beni hem Defne'yi çok etkilemiştir.
-Defne ve Efe'nin, Fır'ın arkadaşı Emre sayesinde Starwars'a daha çok ilgi duyması, Efe'yle romantik kılıç dansları...
-Efe ve Defne ile heyecanlı langırt ve tombala oyunlarımız!...
-Nefis yemek hayalleriyle Fransa Alsace bölgesine gidişimiz ve öğle zamanı restoranlar servis yapmadığı için, sefil bir şekilde kruvasan ve kahveye talim edişimiz, Efe ile Defne'nin gıcıklıklarıyla sabrımızı test ettikleri gün!
-Koskoca İtvitre'de 2 damla kar bulabilmemiz ve Şebo'nun bu kadar az karla çocuklarla eğlenişi!
-Akşam vakitleri huzurlu çay içmelerimiz, beğenemedim diye bana her gün Şeboların farklı çikolata yedirme çabaları, İtvitre'de online dizi keyfimiz...
-Dostlarının yanında kendini tamamen bırakabilme güzelliği...
-Defne ile Efe'nin gözlerimi yaşartan arkadaşlıkları...
-Daha çok anı vardır da şu an bunlar döküldü kelimelere...
-Son olarak müziklerimiz:
Çok müzik var ama ilk 3'e girenler:
Rammstein-
We all living in Amerika (Efe sayesinde Defne'nin favorisi oldu, youtube'dan yeni şarkılarını istiyor babasından)
Zeki Müren-
Benim güsel Manolyam (Defne tarafından icra edilen versiyonu tabi ki:)
Teoman-Teo'nun tüm albümlerini dinlediğimiz için aslında bir albümlük favori şarkı yazabilirim, ondan da ilk 3'ü söyleyeyim en iyisi:
İstasyon İnsanları, Kardelen, İstanbul'da Sonbahar
Sizi Rammstein'la ve Defne-Efe fotolarıyla başbaşa bırakıyorum, karlı İstanbul günlerini ve bugünü bir sonraki yazıda yazayım...