Featured Post

20 April 2012

daldan dala...

Merhaba,
Bir süredir yazmayı düşündüklerimi bugün toparlayım istedim. Daldan dala atlayacağım biras:)

Bir kitap:
Öncelikle bugün bitirmiş olduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Serenad-Zülfü Livaneli. Hüzünlü ve oldukça etkileyici bir roman. Çok akıcı bir kitap olduğu için, hızla okuyabiliyorsunuz. Beni kitapta iki şey çok etkiledi. Birincisi; Ermeni, Türk, Yahudi kim olursa olsun, azınlıkta olan halka karşı her zaman bir zulüm olmuş, hem bu topraklarda hem de diğer topraklarda. İnsanoğlunun bu kadar acımasız olabilmesi, beni bir kez daha ürküttü romanı okurken. 
Öyle çok şey var ki, yakın tarihimizle ilgili bilmediğimiz... Mesela 1942 yılında, Romanya'daki Yahudileri Filistin'e taşımak üzere yola çıkan Struma adlı geminin Şile açıklarında Sovyetlerce havaya uçurulduğunu yeni öğrendim. Gemi arızalandığı için, 71 gün boyunca Şile'de bekletilmiş ve kimsenin gemiden çıkarılmasına izin verilmemiş. O gemiden sadece Vehbi Koç, iş ortağı olan bir aileyi patlama öncesi kurtarabilmiş. Olayda esas suçlu Sovyetler gibi görünse de; 768 kişiyi ölüme terkeden İngiltere, Türkiye, Almanya gibi ülkelerin basiretsizliği de affedilir gibi değil. Bu üzücü konu hakkında biraz daha ayrıntı öğrenmek ister misiniz bilmiyorum ama isterseniz: tık
Bu kitapta beni etkileyen ikinci şeyse; roman kahramanı olan kadının(Maya) hikayeyi anlatırken hayatında yaşadığı radikal değişiklikler oldu. 
Belki romanı okumak isteyenler olabilir diyerek çok detaya girmeyeceğim ancak hem yakın tarihimizle ilgili yaşananları öğrenmek hem de iyi kurgulanmış bir roman okumak istiyorsanız, bu kitabı okuyun derim...
Kitabın adına esin kaynağı olan Schubert'in Serenad'ından bir parça ile bu bölümü kapatıyorum (kitabı okuduktan sonra bu müzik daha dokunaklı gelecektir size, klibin görüntülerine çok takılmayın):
***
Film Fest'ten 3 Film:
Film festivalinden ara ara, kısa kısa bilgiler geçeceğimi söylemiştim, ben yazana kadar film fest bitti:)  Neyse, ben gene de festivalde sevdiğim üç filmi yazacağım, belki sonrasında sizin de seyretme şansınız olur bu filmleri:
-Kadınlar: Juliette Binoche döktürmüş gene. Zaten bu kadının her filmini seviyorum ben. Başta, filmin çok basit bir konusu varmış gibi görünüyordu ama o basit gibi görünenin altında yatan gizli ve karmaşık  detaylar, çok güzel su üstüne çıkarıldı ilerleyen dakikalarda. Tam festivallik bir filmdi bence.
-Yalnız Gezegen: Filmi izlerken "Bir Zamanlar Anadolu'da" gibi ağır akan, bu sebeple seyredeni de içine alan bir film diye düşünmüştüm. Bu ağır akışın, filmin etkisini arttırmak için nefis bir yol olduğunu film çıkışında anladım. Gene çok basit bir hikaye var gibiydi görüntüde ancak görünürün arkasındaki insan hallerini vermesi açısından film oldukça çarpıcıydı. Nuri Bilge Ceylan'ın jüri başkanı olduğunu unutmuştum. Onun başkanlığında, Altın Lale Uluslararası Film ödülü verilmiş bu filme. Bu haberi okuduğumda, yüzüme bir gülümseme geldi. Sabırla seyrederim diyorsanız, tavsiye ederim.
Bir anne, 6 yaşındaki 2 çocuğu Fransızca bir animasyona götürürse ne olur? Alt yazı türkçe elbette de, onları kim okuyacak?:) Öncelikle filme girişimizi anlatayım: Tam filme gireceğiz, bizim danaların karnı acıktı. Aç bırakacak değiliz çocukları ama film başlayacak, neyse alelacele aldık tostlarımızı(biri sucuklu!) girdik içeri. Çocuklara dedim ki, "film festivalinde içeriye yiyecek sokulmaz, hışırtıdan felan seyirciler çok rahatsız olur, lütfen çok sessiz yiyin". Gizli birşey yapmanın o tatlı heyecanıyla, minik eller sessiz sessiz kağıtları açtılar, ufak ufak yediler tostlarını. Bravo dedim içimden. Bunu atlattık, peki 76 dk'lık filmi nasıl anlatacağız çocukları sıkmadan, etraftan homurdanma sesleri duymadan, ooof Füs ya, doğru dürüst okusana öncesinde şu kitapçığı...Filmin konusunu öncesinde çocuklara anlatmıştım. Arada fısır fısır biraz daha bilgi verdim. Efe daha cool davrandı, soru sormadı genelde, Defne'nin arada "Anne, ne diyor, peki şimdi ne dedi?" diye sesi yükseldi Rexx'te ama neyse ki kimse birşey demedi. Filme gelince, film enfesti!!! Gerçekten türkçe seslendirme olsaydı, çocuklar filmi bayılarak seyrederdi. Şimdiki haliyle bile sevdiklerini düşünüyorum. Konusu kısaca; ressam tarafından eksik bırakılan resimdeki figürlerin aralarındaki mücadeleyi ve ressamı bulma maceralarını anlatıyordu. Eskizler(en alttakiler) , eksikler ve tastamamlar (renkleri ve çizimleri tamamlanmış figürler) üzerinden tüm sosyal sistemi vermiş yönetmen, hayran oldum kendisine. Bulabilirseniz mutlaka filmi seyredin, çocuklarınıza da seyrettirin derim.
***
Bir insan:
Günlerdir aklım Meral Okay'da, onunla ilgili birçok yazı okudum. Hasta olduğunu bilmiyordum, üzüldüm erken gidişine. Haberi duyunca, yıllar önce ölen sevgili eşi Yaman Okay'a kavuştu diye düşündüm. Yakınen tanımıyorum elbet onları ancak aşkları çok güsel olan bir çiftmiş. Meral Okay'ın eşi için yazdığı mektubu okursanız dediklerime daha çok hak vereceksiniz: tık. Meral Okay'ın eşi hakkında söylediği şu sözler de aklıma çakıldı kaldı:

“Onunla yaşamak bir lunaparkta yaşamak gibiydi. Bir yandan bütün cümbüşü, pırıltısı, eğlencesi ve sürprizleri, öte yandan yüreğinizin ağzınıza geldiği anlarıyla tam bir lunapark gibiydi… Ben Yaman’la birlikte onun kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar masum yaşamayı öğrenmeye çalıştım… O, o kadar ahlâklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız.” 

Karin Karakaşlı güzel bir yazı yazdı bu gözleri gülen kadınla ilgili, orada Meral Okay'ın aşk ve mutlulukla ilgili söyledikleri de aklımın bir köşesinde : 

“Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır. Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıktaki tutku kutsanır hep. Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz” 

"Adı Bende Saklı, Masum Değiliz, Masal," gibi onlarca içimize dokunan şarkıya can veren, İkinci Bahar, Muhteşem Yüzyıl gibi yazdığı muhteşem senaryolarla bize dizileri sevdiren, bu güzel kadın eminim gittiği yere de ışığını götürmüştür. 
Kaç gündür şarkılarını mırıldanıyorum ama çok hüzünlü bir şarkısıyla veda etmeyelim, Masal'la yazımızı bitirelim:

***
Bahçemizde geçen haftasonu yapılan Permakültür çalışmaları ile ilgili Aziz Nesin'lik hikayeyi de sanırım yarın yazabileceğim...

Hepinize iyi geceler...


7 comments:

  1. sarki secimin 10 numara olmus hanimim.
    struma'nin hikayesine de "masum degiliz hic birimiz" uyardi herhalde?

    ReplyDelete
    Replies
    1. evet doğru dersin fır, uyarmış...

      Delete
  2. merhaba fusuuun :)
    struma: okumustm daha once onun hakkinda ve cok utanmistim. basiretsizligin otesinde bir rolumuz var olayda bildigim kadariyla, ya da sanki basiretsizlik cabalayip sonuc alamamak gibi nispeten daha hosgorulebilir birsey ama burada durum o degil. sunay akin sevdigim donemde 'once kadinlar ve cocuklar' diye bir kitabini okumustum, orada anlatiliyordu yanlis hatirlamiyorsam. kitap eline gecerse onunla ilgili yaziya bakmani oneririm.

    festivali kiskandimmmm! dfestivale cocugunla gitmeyi daha da kiskandim. darisi basima, dinimiz amin. filmleri de bulmaya calisacagim ama ben artik juliette binoche filmlerini de sevmez oldum, biliyor musun? bu arada o filmi izlerken beni andin mi bakayim ha, andin mi?

    meral okay-yaman okay: su sarkiyi bilir misin? yaman okay icin yazilmis: http://www.youtube.com/watch?v=jptSIeohLIU

    operim coook

    ReplyDelete
    Replies
    1. banu bu kadar olur, geçen gün kulaklarını çınlatmıştık sibel'le, sonra çaaat senden mesaj:)
      struma'da, dediğin gibi basiretsizlik ibaresini kullanmak yetersiz kalmış, fazla kibar yazmışım, ülkeler hepbirlikte toplu cinayet işlemişler desek daha doğru olacak. serenad'da da anlatılıyor hikaye ama sunay akın'ın yazısına da bakayım.
      juliette binoche'u seyrederken elbetteki seni yine andım:) niye sevmez oldun juliette'li filmleri?
      şarkıyı bilmiyordum, çok güselmiş gerçekten, sağol paylaştığın için.
      ben de öperim çok!

      Delete
    2. juliette'li filmleri degil de fransiz filmlerini sevmez oldum aslinda. daha naif bir sanati sevme yonunde ilerliyorum sanirim, en azindan sinema ve edebiyatta. :)
      anin beni tabi ya, gozden irak gonulden irak olmayayim...

      Delete
  3. Struma ne kadar acı bir şeymiş.
    Meral ve Yaman'ın birbirlerine bakışları ne kadar güzel. Aşkı nasıl hissediyorsun resimden.

    ReplyDelete
  4. Araya cervezia girdi yazisamadik fusunum. Tam filmlik bir kitap olmus, bizim titanic olur rahatlikla. Ben de hikayeye inanamamis baya bi bakinmistim internetten. Bu kadar mi insafsizlikmolur, geminin icindekiler insan yahu...insan hayatinin onune ne gecebilir? Burokrasi, siyaset...
    Banucum gozden irak gonulden irak sozu bi yastan sonra gecerli olmuyor cok sukur merak etme;)
    The queen.

    ReplyDelete